1- Rızık Allah’tan mı? İçki içmek rızık mı? İçki içmek Allah’tan mı?
2- HerÅŸey Allah’ın dilemesiyle mi olur? Zina yapanlar var, Allah’a sövenler var. Bunlarda mı Allah’ın dilemesiyle oldu?
3- Allah günahların iÅŸlenmesini diler mi? Günahlar iÅŸleniyor mu? O halde dünyada Allah’ın dilemesinin, iradesinin dışında bir ÅŸey mi oluyor?
4- Kadere hayrın ve ÅŸerrin Allah’tan geldiÄŸine inanıyor musunuz? Zina yapmak ÅŸer midir? Zina yapmak Allah’tan mıdır? Hani, hayır ve ÅŸer Allah’tandı ya…
5- “Allah’ım bizi kötü yola düşürme, yolumuzu saptırma” diye dua ediyor musunuz? Demek ki bizi kötü yola düşüren ve yolumuzu saptıran kimmiÅŸ?
6- Allah ÅŸerri irade eder mi? İster mi, diler mi? “Hayır” dersen, Allah’ın dilemesi dışında mı oluyor bu ÅŸerler?
7- İnsan kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür?
8- Şimdi, senin bu yazıları okuman kader mi?
9- Allah dilemeseydi sen bu yazıları okuyabilecek miydin?
10- Önünde iki meyve var, elma ve çilek; seç birini. Senin bu seçimin Allah’ın iradesiyle mi oldu yoksa iradesi dışında mı oldu?
11- İnsan Allah’ın murad ettiÄŸi (istediÄŸi, dilediÄŸi) ÅŸeye muhalif bir ÅŸey yapabilir mi?
12- Bir insan çalıntı yiyeceklerle yaÅŸarsa, bunlar ona Allah’ın verdiÄŸi rızık mıdır?
13- Allah mahlukatının (yaratıklarının) kendisine itaat etmeden önce, itaat edecek olmalarını ve O’na isyan etmeden önce isyan edecek olmalarını irade etmiÅŸ miydi? Bu soruya “hayır” derseniz, Allah’ın iradesinin ezeli olduÄŸunu reddetttiniz demektir. EÄŸer “bildiÄŸi için diledi” derseniz, bunun da cevabı sitededir.
14- Siz bu yazıları okumadan önce Allah bu yazıyı okuyacağınızı biliyor muydu, bilmiyor muydu? “Biliyordu” derseniz, soruyorum: BildiÄŸi gibi olmasını mı diledi yoksa bildiÄŸinin aksine olmasını mı diledi? “BildiÄŸi gibi olmasını diledi” derseniz, sizin bu yazıyı okumanızı Allah’ın irade etmiÅŸ olduÄŸunu kabul ettiniz demektir ve siz Allah’ın irade ettiÄŸi bir fiili, hareketi engelleyebilir misiniz? “Hayır engelleyemem” derseniz, demek ki siz bu yazıları Allah’ın zorlamasıyla, mecburen, tıpış tıpış okudunuz. Ne dersiniz bu iÅŸe?
Bu soruları ne kadar bilgili olursa olsun “insanın hür iradesi” olduÄŸunu savunan kiÅŸilere sorarsanız, yüzü kıpkırmızı kesileceÄŸini tahmin etmekteyim. Gece uyuyamaz tahminime göre; sorun görün. Defalarca söylediÄŸim gibi peygamberin kader hadislerinde, insanın özgür iradesi olmadığı anlatılır. Bu hadisleri de onlara sorarsanız yine kıpkırmızı olurlar. Hadi sorun artık! Cüzi irade vardır, bizim tercihlerimiz vardır, ama bunlar sonuçta düşüncedir ve düşüncelerimiz de Allah’ın yaratmasıyla oluÅŸur; dolayısıyla aslında biz de Allah hangi düşünceyi yaratırsa, biz o düşünceyi düşünebiliriz.
“Allahım beni saptırma” diye dua ediyon mu, demek ki kim saptırıyo seni? “ÅŸeytan” dersen, neden öyle dua ettin? “Allah ÅŸeytandan korusun” diye dersen, allahın ÅŸeytandan korumadıkları da mı var o halde? Bu da ayrımcılık olmuyo mu acaba
hırsızlık allahtanmı hani şer (kötülük) allahtandı
Zamanın her zaman var olduğundan kuşku duyulabilir mi? Kuşku duyulursa zamanın olmadığı bir zamana inanmak gerekirdi,
İnsan kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür?
çocukları depremde öldüren kim? Demek ki kötülükte ondan geliyo öyle mi?
“Allaha sövme” düşüncesini Allah bende yarattığı için mi ben bunu düşündüm? ya da bu düşünceyi ben mi yoksa ÅŸeytan mı yarattı? yoksa kendi kendine mi meydana geldi bu düşünce?
sen diyormusun: “insanların yaptığı kötülüklerde Allahın dilemesiyle olur.”
*** yüzde kaç etkili Allahın iradesi senin yaptıklarında?
*** Allah ne yapacağını sen yapmadan önce mi dilemişti? Son peygamber hür irademiz yok dedi inanmazsan kader hadislerine bak
*** zulmü yaratan allah mı? evet dersen o halde allah zalim olmuyor mu? Son peygamber hür irademiz yok dedi inanmazsan kader hadislerine bak
Kafirlik kader mi? A Son peygamber hür irademiz yok dedi inanmazsan kader hadislerine bak
allah bizim hareketlerimizi ezeldemi takdir etti?
*** Allah neyi tercih edeceÄŸimizi de ezelde mi (ezeli olarak) irade etmiÅŸti
Allah (yaratıklarının) kendisine itaat etmeden önce, itaat edecek olmalarını ve O’na isyan etmeden önce isyan edecek olmalarını irade etmiÅŸ miydi? Bu soruya “hayır” derseniz, Allah’ın iradesinin ezeli olduÄŸunu reddetttiniz demektir.
Kadere hayrın ve ÅŸerrin (kötülük) Allah’tan geldiÄŸine inanıyor musunuz? Zina yapmak ÅŸer midir? Zina yapmak Allah’tan mıdır? Hani, hayır ve ÅŸer Allah’tandı ya. .
- Allah günahların iÅŸlenmesini diler mi? Günahlar iÅŸleniyor mu? O halde dünyada Allah’ın dilemesinin, iradesinin dışında bir ÅŸey mi oluyor?
81/29 Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.( Kuranda tekvir suresi 29 uncu ayet bu)
16 / 93 allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir, yaptığınız işlerden sorumlu tutulacaksınız. ( kuranda nahl suresi 93 üncü ayet bu, bak hem saptırıyo hem de sorumlu tutuyo ya,
7/179 And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık…. ( kuranda araf suresi 179 uncu ayet bu,
2/7 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azap onlar içindir. ( kuranda bakara suresi 7 inci ayet bu, bak onları hem mühürlüyo hem de onlara iman etmeyi emrediyo,
17/46 (Kuran’ı anlarlar diye kalplerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk. (kuranda isra suresi 46 ıncı ayet bu, kuranı anlamasınlar diye kalplerinin mühürlendiÄŸi söyleniyo ya, hem de onlara kurana inanmaları emrediliyo deÄŸil mi,
Resulullah dedi ki: “Hayrı (iyilik) ve ÅŸerri (kötülük) ile kadere iman etmeyen kimseyi Allah ateÅŸte yakar. (Ahmed bin hanbel)
Peygamberimiz dedi ki: Biriniz kaderin hayrına da, şerrine de iman etmedikçe iman etmiş olmaz. Başına gelecek olanın mutlaka geleceğini, başına gelmemesi mukadder olanın da mutlaka gelmeyeceğini bilmedikçe (iman etmiş sayılmaz). (Tirmizi)
Peygamberimiz dedi ki: “Allah gökleri ve yeri yaratmadan ellibin yıl önce, Arşı su üzerindeyken yaratıkların kaderlerini yazmıştır. (Tirmizi, Müslim)
Peygamberimiz dedi ki: ”Kul yetmiÅŸ sene cennetliÄŸin ameli gibi amel eder. Hatta herkes onun cennetlik olduÄŸunu söyler. Öyle ki aralarında manen bir karış mesafe kalmaz. Sonra mukadderatı galebe çalar da cehennem ehlinin iÅŸini yapar ve cehenneme girer. (Buhari, Müslim)
Peygamberimiz dedi ki: “Said ( cennetlik) annesinin karnında said olandır, bedbaht (cehennemlik)da annesinin karnında bedbaht ve ÅŸaki olandır” (Müslim)
Ömer “Ya Resulullah buna göre ÅŸimdi biz olmuÅŸ bitmiÅŸ, hükmü verilmiÅŸ bir ÅŸeye göre mi amel ediyoruz (çabalıyoruz), yoksa henüz hükmü verilmemiÅŸ bir ÅŸeye göre mi amel ediyoruz? Bunun üzerine Hz. Peygamber de “(Yazılıp) bitirilmiÅŸ bir ÅŸeye göre ey Ömer. Kalemler (onu yazıp) kurumuÅŸ, kaderler onunla cereyan etmiÅŸ (ona göre meydana gelmiÅŸ). Fakat her insana yaratıldığı ÅŸey kolaylaÅŸtırılır. (Müslim)
Peygamberimiz dedi ki: : “(Kader) kalemi, kıyamete kadar olacak ÅŸeyleri yazıp kurumuÅŸtur (bitirmiÅŸtir)“ (Buhari)
Peygamberimiz dedi ki: : “Allah var iken hiçbir ÅŸey yoktu. Daha sonra O, Levhi yarattı ve kıyamete kadar gelecek olan bütün mahlukatın hallerini ona kaydetti” (Buhari)
“Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resulü, hangi iÅŸi yapıyoruz, olup bitmiÅŸ (levh-i mahfuza kaydı geçmiş bir iÅŸi mi yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş ÅŸu anda yeni baÅŸlanacak olan bir iÅŸi mi? Resulullah: “Olup biten iÅŸi” dedi. Adam - veya cemaatten biri - yine sordu: “Öyleyse niye çalışılsın ki?” Hz. Peygamber ÅŸu açıklamada bulundu: ”Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser (kolaylaÅŸtırmak) kılınır, ateÅŸ ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır” (Ebu Davud)
İman, küfür, saptırma, mühürleme: Bakara 6,7, 21 , Araf 100, 158, 178,179, 186, En’am 107,109,110,111,148, Tevbe 55, 85, Yunus 100, Yusuf 101, İbrahim 35, Kehf 29, Taha 79, 85, Mülk 2, Zariyat 56, Nahl 93, Kasas 56, 64,68, Zümer 36,37, 41, Hacc 16, Tin 7, Muhammed 24 ; Son peygamber hür irademiz yok dedi
*** Resulullah dedi ki: “Allah’ın dilediÄŸi oldu, dilemediÄŸi olmadı.” (Ebu Davud)
Peygamberimiz dedi ki: “Kul, hayrıyla (iyilik), ÅŸerriyle(kötülük) kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve ÅŸerden) isabet edecek ÅŸeyi atlatamayacağını, (hayır ve ÅŸerden) kaçacak olan ÅŸeyi de yakalayamayacağını bilmedikçe iman etmiÅŸ olmaz.”
(Tirmizi)
AiÅŸe anlatıyor: “Bir çocuk ölmüştü. Ben: “Ne mutlu ona! Cennet kuÅŸlarından bir kuÅŸ oldu!” dedim. Peygamber “Sen Allah’ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?” dedi. (Müslim)
Allah bizim ne yapacağımızı önceden biliyosa hiç böyle imtihan olur mu ya? zorla günah işlettiriyo işte.
Allah olacak olaylar için önceden bildiği gibi mi diledi yoksa bildiğinin dışında olmasını mı diledi? Bildiği gibi dilediyse senin burda benimle yazışmanı dilemiş olmadı mı? Sen allahın dilediği olayın olmasını engelleyebilir misin acaba? Hayır dersen şu an engelleyemeyeceğin bir işi miyapıyorsun acaba? Özgür iraden yok yani.
bilgi için ara kursatotcu
Kur’ân’da uzayda hayat -3- Uzaylı insanlar.
Sığınıyorum Allâh’a taÅŸlanmış ÅŸeytandan
Adıyla Allâh’ın, merhametiyle kuÅŸatanın, gereÄŸince merhamet edenin
Kur’ân’ın âlemlere ;evrenlere gönderildiÄŸini bildiren bâzı âyetler.
1
(25 furkân 1) “mübârek oldu (o) ki inici etti (gerçeÄŸi , yanlışı) farkettireni (furkân’ı) kuluna , olur diye evrenlere bir uyarıcı”.
2
(6 en’âm 90) “(iÅŸte) onlar (onlar) ki (gerçeÄŸe) iletti Allâh , böylece (gerçeÄŸe) iletenine onların aynı ÅŸekilde uy , de , deÄŸil istiyorum (istemiyorum) sizden üzerine onun bir ücret , o (kur’ân) ancak bir hatırlamadır evrenler için”.
3
(12 yûsuf 104) “ve ne istiyorsun (istemiyorsun) onlardan , üzerine onun , her hangi bir ücretten (bir ÅŸey) , o ancak bir hatırlama evrenler için”.
4
(38 sâd 87) “o (kur’ân) bir hatırlamadır (zikirdir) evrenler için”.
5
(68 kalem 52) “ve ne o (kur’ân) ancak bir hatırlama evrenler için”.
(81 tekvîr 25) “ve ne (deÄŸil) o sözüyle (birlikte) ÅŸeytanın taÅŸlanmışının”.
(81 tekvîr 26) “böyle iken nereye gidiyorsunuz”.
(81 tekvîr 27) “o (kur’ân) ancak bir hatırlamadır (zikirdir) evrenler için”.
(81 tekvîr 28) “kim için (ki) diledi sizden ayakta durmayı (doÄŸru yolda olmayı)”.
(81 tekvîr 29) “ve ne diliyorsunuz (dilemiyorsunuz) ancak dilemesi Allâh’ın düzenleyeni (rabbı) evrenlerin”.
Bu âyetler âlemlerde , yâni gökler ve yer ve ikisi arasında , yâni uzayda , evrende yaygın olarak akıllı yaÅŸamın var olduÄŸunu ve furkân’ın , kur’ân’ın onları uyarması için Allâh’ın kuluna , salat ve selâm ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammede indirildiÄŸini bildiriyor. Âlemlerde insan ve cin benzeri yüksek akıllı canlılar olduÄŸunu bildiren bir çok âyet var.
Âlemîn ; evrenler nedir:
Kuranda âlemin kelimesini tarif eden ayetler var.
26 ÅŸuara 23’üncü ayette firavun Mûsaya soruyor ; “dedi firavun ve ne düzenleyeni (rabbi) âlemînin”
cevap 1 =
(26 ÅŸuara 24) = “dedi düzenleyeni (rabbi) gökler ve yer(yüzün)ün ve ne (varsa) arasında o ikisinin oldunuz ise yakînen bilenler”
cevap 2 =
(26 ÅŸuara 26) = “dedi düzenleyeniniz (rabbiniz) ve düzenleyeni (rabbi) babalarınızın ilklerinin”
cevap 3 =
(26 ÅŸuara 28) = “dedi düzenleyeni (rabbi) doÄŸu ve batının ve ne (varsa) arasında o ikisinin oldunuz ise aklediyorsunuz”
öyleyse âlemîn =
1 - gökler ve yer ve ikisi arasında ne var ise hepsi (mekansal ; yükseklik ve alçaklık)
2 – ÅŸimdikiler ve ilk var olanlar (zamansal ; ÅŸimdi ve geçmiÅŸ)
3- doğu ve batı ve arasında ne varsa hepsi ( yüzeysel ; enlilik)
yani kuranda bahsedilen “âlemîn” kelimesi çok boyutlu olarak evren ile ilgili bir kelimedir. Bu kelime çoÄŸuldur, bu sebeple evren deÄŸil evrenler kelimesi tam karşılığıdır. Gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa uzaydadır , öyleyse âlemîn , evrenlerdir , uzaydır.
Âlemin en az bunlardır ve bunlar içinde dünya okyanusa nisbetle bir damla su kadar yer tutmaz. Âlemin dünyadır iddiası olanlar bir toz zerresinin dünya olduğunu iddia etmekten bile daha beter bir küçültme yapmaktadırlar.
Kuranda âlemin hakkındakiler bunlardan ibaret değil. Konuyu çok uzatabilecek bir tartışmaya sebep verebilir , benim bilgim ile açıklayamadığım için , devamından bahsetmiyorum.
Uzayda ; evrenlerde ; âlemînde akıllı varlıklar , canlılar ve insanlar ve cinler olduğuna delil olan bâzı âyetler.
(3 âli imrân 42) “ve dediÄŸinde melekler ey Meryem elbette Allâh süzerek seçti seni ve temizlenici etti seni ve süzerek seçti seni üzerine kadınlarının evrenlerin”.
Bu âyettende evrenlerde kadınların bulunduÄŸu , dolayısıyla erkeklerinde bulunduÄŸu anlaşılıyor. Kadınlar anlamındaki “nisâ” kelimesinin hayvanlar hakkında kullanılışına dâir bir bilgim yok. Bu kelime insanlar hakkında kullanılıyor. Öyleyse bu âyet uzayda , âlemlerde , evrenlerde insanların varlığını da bildiriyor.
(3 âli imrân 96) “elbette ilki evin , elbet (o) ki konuldu insanlar için , elbet (o) ki bekkededir (mekkededir) mübârek olarak ve (gerçeÄŸe) ileten (hidâyet) evrenler için”.
(3 âli imrân 97) “onda belirtilerin (âyetlerin) apaçık olanları (var) ayakta durduÄŸu yer (makâmı) İbrâhîmin ve kim girdi ona oldu güvende olan ve Allâh için , üzerine insanların (görev) , haccedilmesi evin (ka’benin) , kim gücü yetti ona yolca ve kim küfretti (nankörlük etti , kâfir oldu) böylece elbette Allâh ganî(dir) (ihtiyaçtan uzaktır) evrenlerden”.
İnsanlar toplumu için konulmuş olan evlerin ilki evrenlere bereket kaynağı , yol gösteren , (gerçeğe) ileten, hidâyet. Ev insanlar için konulmuş olduğuna göre ve evrenlere yararlı ise evrenlerde insanlar var ki evrenlere yararlı. Öyleyse âlemlerde , evrenlerde insanlar var.
Haccetmek evrenlerdeki insanlarında görevi , eÄŸer ona ulaÅŸacak bir yola gitmeye güçleri yeter ise. Mi’râc hadislerinde hacca gidebilmek için salat ve selâm ona yüce Allâh’ın elçisinden yollarının kısaltılması için duâ isteyen Mûsâ kavminden olan müslümanların durumu bu âyet ile uyumlu bir durum.
Selâm ona yüce Allâh’ın elçisi Lût’a melekler insan ÅŸeklinde geldiklerinde , onun toplumunun kâfirlerinin sözünü nakleden bir âyet de bu konuya delildir.
(15 hıcr 70) “dediler men etmedikmi seni evrenlerden”.
Lût’u men ettiklerini söyledikleri kiÅŸiler insan ÅŸeklindeki melekler idi, onlar evrenlerin birinden gelen bu yabancı insanlardan onu men ettiklerini söylüyorlar. Bu konuda , bu bilgiyi , âlemlerden bir takım insanların varlığını yalanlayan bir açıklama bulunmaması sebebiyle âlemlerde , evrenlerde insanların var olduÄŸuna dâir kuvvetli bir zan oluÅŸturuyor bu âyet. Çünkü eÄŸer evrenlerde bir takım insanlar olmasaydı bu konu içinde bir açıklama olması beklenirdi. Aksine evrenlerde insanların var olduÄŸuna iÅŸaret ediyor bu ayet.
Selam onlara Meryem ve oÄŸlu ÃŽsâ’dan bahseden bir âyet.
(21 enbiyâ 91) “ve (o bayan) ki kuvvetle korudu fercini böylece üfürdük onun içine (bayanın içine) canımızdan (rûhumuzdan) ve ettik onu (bayanı) ve onun oÄŸlunu bir belirti (âyet) evrenler için”.
Meryem ve oÄŸlu ÃŽsâ’dan , evrenlere , Allâhın bildirdiklerinin gerçekliÄŸinin belirtisi , âyet olarak söz edilmesi , evrenlerde bu âyetten bilgi edinerek, ibret alarak yüce Allâh’a îmân etmesi beklenen akıllı varlıkların olduÄŸuna delildir.
(21 enbiyâ 106) “elbette bunda (kur’ân’da) elbet bir tamamını ulaÅŸtırma (var) kavmi için kulluk edenlerin”.
(21 enbiyâ 107) “ve ne gönderdik (göndermedik) seni ancak bir rahmet olarak evrenlere”.
(21 enbiyâ 108) “de elbette ne (baÅŸka deÄŸil) vahyedilir bana , elbette ne (baÅŸka deÄŸil) tanrınız tanrının bir olanı böylece siz teslim olanlarmısınız (müslümanlarmısınız)”.
Bu âyetlerde , kur’ân kendisine verilen salat ve selâm ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed’in kullara ulaÅŸtırmakla görevli olduÄŸu görevin tek tanrıya , onun kitabı kur’ân’a çaÄŸrı olduÄŸu ve görev alanının evrenler olduÄŸu açıklanıyor. O evrenlere , gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa hepsine rahmettir , merhamettir. Öyleyse bu âyetler evrenlerde , gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlarda bu göreve , çaÄŸrıya uymakla sorumlu akıllı varlıkların , canlıların varlığına delildirler.
Âyetlerin sonunda bu çaÄŸrının sonucu olarak çaÄŸrılanların yüce Allâh’a teslim olanlar , müslümanlar olmaları bekleniyor. Müslüman olması için çaÄŸrı yapılan kiÅŸilerin ise insanlar ve cinler olduÄŸunu kur’ân’ın bildirmesi ile bilmemiz sebebiyle anlaşılır ki evrenlerde , gökler ve yer ve o ikisinin arasında ne var ise onda özellikle insanlar ve cinler vardır.
(38 sâd 87) “o (kur’ân) bir hatırlamadır (zikirdir) evrenler için”.
Öyleyse bu âyet evrenlerde , gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlarda kur’ân’dan , kur’ân’ın hatırlatıcılığından ibret alacak , gerçeÄŸi hatırlayacak , düşünecek , uyacak , sorumlu , akıllı varlıkların , canlıların varlığına delildir.
(68 kalem 52) “ve ne o (kur’ân) ancak bir hatırlama evrenler için”.
Öyleyse bu âyet evrenlerde , gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlarda kur’ân’dan , kur’ân’ın hatırlatıcılığından ibret alacak , gerçeÄŸi hatırlayacak , düşünecek , uyacak , sorumlu , akıllı varlıkların , canlıların varlığına delildir.
(81 tekvîr 25) “ve ne (deÄŸil) o sözüyle (birlikte) ÅŸeytanın taÅŸlanmışının”.
(81 tekvîr 26) “böyle iken nereye gidiyorsunuz”.
(81 tekvîr 27) “o (kur’ân) ancak bir hatırlamadır (zikirdir) evrenler için”.
(81 tekvîr 28) “kim için (ki) diledi sizden ayakta durmayı (doÄŸru yolda olmayı)”.
(81 tekvîr 29) “ve ne diliyorsunuz ancak dilemesi Allâh’ın düzenleyeni (rabbı) evrenlerin”.
Öyleyse bu âyetler evrenlerde , gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlarda kur’ân’dan , kur’ân’ın hatırlatıcılığından ibret alacak , gerçeÄŸi hatırlayacak , düşünecek , uyacak , sorumlu , akıllı varlıkların , canlıların varlığına delildir.
Bu tesbit ve açıklamalarla birlikte , kur’ânın âlemîne ; evrenlere gönderildiÄŸini bildiren bütün âyetler , kur’ân’ın hitabının özellikle insanlara ve cinlere oluÅŸu sebebiyle evrenlerde insanlar ve cinlerin varlığına delildirler.
Uzayda hayatın var olduğunu isbat eden âyetler ve hadisler bu açıklamalardan sonra daha iyi anlaşılır oldu.
Kur’ân’ın 16’ncı sûresi olan nahl sûresinin 49’uncu âyeti :
Âyet: “ve Allâh’a secde eder ne (var) göklerde ve ne (var) yer(yüzün)de dâbbeden (kımıldayandan, canlıdan) ve melekler ve onlar büyüklenmezler .”
Kur’ân’ın 42’nci sûresi olan şûrâ sûresinin 29’uncu âyeti:
Âyet: “ve o’nun (Allâh’ın) âyetlerinden (belirtilerinden) , yaratılış (tarz)ı gökler ve yer(yüzünü)n ve ne yaydı o ikisinde dâbbeden (kımıldayandan, canlıdan) ve o (onların) toplanmalarına dilediÄŸinde kadîr (çok iyi ölçüler koyan) “.
Hadis: “bilim süreyyâ’da (ülker takım yıldızları’nda) olsa, onunla birbirine kavuÅŸur fars oÄŸullarından (îranlılardan) adamlar”
(hadîsin kaynağı: (1)ahmed bin hanbelin müsnedi, (2 (297-420-422-469)).
( hadisdeki “bilim” kelimesi yerine “îmân” kelimesi kullanılan aynı hadîs’in diÄŸer bir naklinin kaynağı :tirmizî , tefsîr bölümünde 47 (3), 62 (1), menkıbeler 70 ).
(hadisdeki “birbirine kavuÅŸur” kelimesi yerine “elbet ona kavuÅŸur” kelimesi kullanılan diÄŸer bir naklinin kaynağı : buhârî, tefsîr bölümü 62 (1) . Müslim , sahâbenin fazîletleri bölümü 231. Tirmizî, tefsîr bölümü 47 (3), 62 (1), menkıbeler 70 .ahmed bin hanbel 2 (417) ).
Hadisteki “süreyyâ” (türkçede, “ülker”, “yedi kız kardeÅŸ” adları ile bilinir . Ayrıca farsça “peren”, “pervin”. Yunanca “pleiades”. Japonca “subaru”.) Adları ile bilinir. Uluslar arası gök bilim adlandırmasında “m 45” olarak bilinir.
Boğa burcundadır , dünyâdan uzaklığı 440 ışık yılı (135 parsek). Âletsiz bakıldığında yedi yıldızı görünür .
Sonuç:
Kur’ân âyetlerinin bildirdiÄŸi ; uzayda akıllı canlılar , insanlar ve cinler vardır.
Ey müslümanlar (teslim olanlar) , baÅŸkasına deÄŸil Allâh’a müslüman (teslim olan) olunki kurtulun .
Âyet : (17 isrâ 36) “ve ardına takılma neyin (ki) (var) deÄŸil senin için onunla (ilgili) bilgi, elbette iÅŸitme ve görme ve gönül, hepsi iÅŸte (onlar)ın oldu ondan mes’ûl”.
Âyet : (24 nûr 31) “…ve (hatâdan) dönün Allâh’a toptan ey güvenenler (îmân edenler) olurki siz kurtulursunuz”.
Âyet : (20 tâhâ 47) “…ve saÄŸ olsun kim uydu (gerçeÄŸe) iletene”.
Âyet : (1fatiha 1) “övgü Allâh’a düzenleyeni evrenlerin”.
Yazının telif hakkı yazar adı ve web sayfasının yayınlanmasından ibarettir.
Alıntı : yazar, Ali kenan Aydın
Sayfa, http://www.enbuyuk1.tr.gg ve http://www.enbuyukbir.net
Etiketler: hayat, insanlar, kur8217n8217da, uzayda, uzayli
Kur’ân’da uzayda hayat -2- Uzayda akıllı canlılar
Sığınıyorum Allâh’a taÅŸlanmış ÅŸeytandan
Adıyla Allâh’ın, merhametiyle kuÅŸatanın, gereÄŸince merhamet edenin
Uzayda hayat varmı konusu son yüzyılın insanlarının en çok merak ettikleri konulardan biridir. İslamın bu konuda ne bildirdiÄŸi kur’ân ve hadislerdeki apaçık delillere raÄŸmen tartışma konusu olmuÅŸ , bu konuda ihtilaf edilmiÅŸ. Hiç şüphesiz kur’ân ve hadislerle bildirilen gerçek uzayda hayâtın varlığıdır. İki âyetle açıkça bilrildiÄŸi gibi uzayda dâbbe (kımıldayan) denilen canlı türleri vardır. Bu konuyu açıklayan “kur’ân’da uzayda hayat” adlı yazımda buna dâir bilgi edinebilirsiniz. O yazıda delil olan iki ayet ve bir hadis sundum. O iki ayet ve hadis ÅŸunlardır:
1- Kur’ân’ın 16’ncı sûresi olan nahl sûresinin 49’uncu âyeti :
“ve Allâh’a secde eder ne (var) göklerde ve ne (var) yer(yüzün)de dâbbeden (kımıldayandan, canlıdan) ve melekler ve onlar büyüklenmezler ”.
2- Kur’ân’ın 42’nci sûresi olan şûrâ sûresinin 29’uncu âyeti.
“ve o’nun (Allâh’ın) âyetlerinden (belirtilerinden) , yaratılış
(tarz)ı gökler ve yer(yüzünü)n ve ne yaydı o ikisinde dâbbeden (kımıldayandan, canlıdan) ve o (onların) toplanmalarına dilediÄŸinde kadîr (çok iyi ölçüler koyan) ”.
3- hadis.
“bilim süreyyâ’da (ülker takım yıldızları’nda) olsa, onunla birbirine kavuÅŸur fars oÄŸullarından (îranlılardan) adamlar”.
(hadîsin kaynağı: (1)ahmed bin hanbelin müsnedi, (2 (297-420-422-469)).
( hadisdeki “bilim” kelimesi yerine “îmân” kelimesi kullanılan aynı hadîs’in diÄŸer bir naklinin kaynağı :tirmizî , tefsîr bölümünde 47 (3), 62 (1), menkıbeler 70 ).
(hadisdeki “birbirine kavuÅŸur” kelimesi yerine “elbet ona kavuÅŸur” kelimesi kullanılan diÄŸer bir naklinin kaynağı : buhârî, tefsîr bölümü 62 (1) . Müslim , sahâbenin fazîletleri bölümü 231. Tirmizî, tefsîr bölümü 47 (3), 62 (1), menkıbeler 70 .ahmed bin hanbel 2 (417) ).
Bu konunun anlaşılması için öncelikle bilinmesi gereken , âlemîn = âlemler kelimesinin anlamıdır.
Âlemîn nedir:
Kuranda âlemîn kelimesini tarif eden ayetler var.
26 ÅŸuara 23’üncü ayette firavun musaya soruyor ; “dedi firavun ve ne düzenleyeni (rabbi) aleminin”.
cevap 1 =
(26 ÅŸuara 24) = “dedi düzenleyeni (rabbi) gökler ve yer(yüzün)ün ve ne (varsa) arasında o ikisinin oldunuz ise yakînen bilenler”.
cevap 2 =
(26 ÅŸuara 26) = “dedi düzenleyeniniz (rabbiniz) ve düzenleyeni (rabbi) babalarınızın ilklerinin”
cevap 3 =
(26 ÅŸuara 28) = “dedi düzenleyeni (rabbi) doÄŸu ve batının ve ne (varsa) arasında o ikisinin oldunuz ise aklediyorsunuz”.
öyleyse âlemîn =
1 - gökler ve yer ve ikisi arasında ne var ise hepsi (mekansal ; yükseklik ve alçaklık)
2 – ÅŸimdikiler ve ilk var olanlar (zamansal ; ÅŸimdi ve geçmiÅŸ)
3- doğu ve batı ve arasında ne varsa hepsi ( yüzeysel ; enlilik)
yani kuranda bahsedilen âlemîn kelimesi çok boyutlu olarak evren ile ilgili bir kelimedir.
Âlemîn en az bunlardır ve bunlar içinde dünya okyanusa nisbetle bir damla su kadar yer tutmaz. Alemin dünyadır iddiası olanlar bir toz zerresinin dünya olduğunu iddia etmekten bile daha beter bir küçültme yapmaktadırlar.
Kuranda âlemîn hakkındakiler bunlardan ibaret değil. Konuyu çok uzatabilecek bir tartışmaya sebep verebilir , açıklanması zor bir konu olduğu için devamından bahsetmiyorum.
Kur’ân’da uzayda akıllı canlıların varlığını bildiren âyetler.
(25 furkân 1) “mübârek oldu (o) ki inici etti (gerçeÄŸi , yanlışı) farkettireni (furkân’ı) kuluna , olur diye evrenlere bir uyarıcı”.
(6 en’âm 90) “(iÅŸte) onlar (onlar) ki (gerçeÄŸe) iletti Allâh , böylece (gerçeÄŸe) iletenine onların aynı ÅŸekilde uy , de , deÄŸil istiyorum (istemiyorum) sizden üzerine onun bir ücret , o (kur’ân) ancak hatırlatmadır evrenler için”.
(12 yûsuf 104) “ve ne istiyorsun (istemiyorsun) onlardan , üzerine onun , her hangi bir ücretten (bir ÅŸey) , o ancak bir hatırlatma evrenler için”.
Furkân kur’ân’ın niteliklerinden bir niteliktir. Bu kelime kur’ân’da 7 adeddir. 7 aded olması ile evrenlerin kurandaki tariflerinden bir tarifte “gökler ve yer ve ne varsa arasında o ikisinin” cümlesiyle tarifinden anlaşıldığı gibi uzay ve ondakiler evrenlerdir. Kuranın bildirmesi ile bildiÄŸimiz gökler 7 kattır. Bu iliÅŸkide kuranın matematik mucize yapısına iÅŸaret etmekle birlikte furkan kelimesinin gök katları adedince olması , bu ayetle ilgilendirilince furkanın gök katlarının 7 adeddinin hepsine gönderildiÄŸine iÅŸaret olur.
Furkan , iyiyi , kötüyü , doğruyu, gerçeği , yanlışı ayırd ettiren , farkettiren anlamındadır.
Furkân , kur’ânda ;
1- salat ve selam ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammede indirildiÄŸi bildirilir ve kur’ân hakkında nitelik , vasıf olarak kullanılır. ( 2- bakara 185) (3 âli imrân 4) (25 furkân 1).
Ayrıca yevmel furkân (gerçek ve yanlışı ayırd ettiriren gün)
Olarak kullanılır. (8 enfâl 41).
Ayrıca mü’minlere furkan (gerçeÄŸi , yanlışı ayırd ettiren , fark ettiren) va’dedilir. (8 enfâl 29)
Böylece salat ve selam ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed ve ümmeti hakkında 5 âyette geçer, bunlardan biri selam onlara yüce Allâh’ın elçileri mûsa ve hârun ve îsâ hakkında ortak kullanılır.
2- salat ve selam onlara mûsâ ve hâruna indirildiği bildirilir
(2 bakara 53) (3 âli imrân 4) (21 enbiyâ 48).
Böylece 3 âyette selam onlara yüce Allâh’ın elçileri Mûsâ ve Hârûn hakkında kullanılır , bunlardan biri salat ve selam ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed hakkında ortak kullanılır.
Sonuç : furkan kelimesi kur’ân’da 3 peygamber hakkında kullanılır.
1- salat ve selam ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed.
2- selam onlara yüce Allâh’ın elçileri Mûsa ve Hârun.
3- ayrıca 3 âli imrân 4 numaralı âyette incilin de anılması sebebiyle selam ona yüce Allâh’ın elçisi ÃŽsâ bu peygamberlere dâhil olabilir.
Furkân evrenlere ,yâni 7 kat gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlara uyarıcı olsun diye Allâh’ın kuluna , yâni muhammede indirildi.
Öyleyse 7 kat gökler ve yer ve o ikisi arasında ne varsa onlarda , yâni evrenlerde uyarılması gereken akıllı canlılar var. EÄŸer evrenlerde uyarılması gereken canlılar olmasa idi furkân’ın onlara uyarılmaları için indirilmesi anlamsız , saçma olurdu.
Uzayda hayatın varlığını isbat eden yazıma da delil olan hadis bu konuya da delildir. Uzayda akıllı canlıların varlığına bu hadis delildir. İşte o hadis:
“bilim süreyyâ’da (ülker takım yıldızları’nda) olsa, onunla birbirine kavuÅŸur fars oÄŸullarından (îranlılardan) adamlar.”
Ülker’de ilim yada îmân varsa , hiç şüphesiz orada akıllı canlılar vardır.
Kur’ân’da furkan kelimesinin , bahsettiÄŸim 3 peygamber hakkında kullanılmış olmasının da özel bir anlamı var anlaşılan. Anlaşılan bu peygamberler dünya dışındaki bu canlılara da peygamber olmuÅŸlar. Buna dair hadisler de var . AÅŸağıda yazılı. Öyleyse furkan evrensel iletiÅŸim gücü ile ilgili bir özellik olabilir.
Bu hadisin , hadislerin , kitaplarından kaynağını bulamadım. Kaynağı nakledilmeyen bu hadisi (berakat yayınevinin , “altıparmak peygamberler tarihi” adlı kitaptan , “miraçtan sonra zuhur eden vakıalar” baÅŸlıklı bölümden alarak , açıklamalar ekleyerek aÅŸağıda yazdım.
Ayrıca aynı kitapta birinci ğöğe çıkmadan önceki gökte dünyâ göğünde (aÅŸağı gökte) mi’râc’ın baÅŸlangıcında gördüklerini anlatarak salat ve selâm ona yüce allâh’ın elçisi şöyle diyor:
1 - “bir deryâya (denize) eriÅŸtim denizde ve karada ne kadar hayvan var ise o deryâda (denizde) mevcût idi (vardı). (o deniz) muallakta (asılı olarak havada) duruyor ve bir damla damlamıyordu”.
(ayrıca birinci kat göğe kadar olan bölümün , yıldızların tümünün içinde bulunduğu dünya göğü (alt gök) olduğu , birinci göğün dolayısıyla 7 göğün , bu göğün üzerinde olduğu bu hadisin devamından anlaşılıyor.).
Açıklama :
Anlaşılan bu hadiste bildirilen canlılar insan ve cin türü ileri akıl seviyesinde olmayan hayvan türü canlılardır. Âyetler ve hadislerle bildirildiği gibi hayvanlarında aklı vardır. Ancak asıl konu edindiğimiz , insanların akıl seviyesine benzer akıllı canlılardır. Aşağıdaki konular bu tür ileri akıl seviyesindeki canlılara dâirdir.
2 - ye’cûc ve me’cûc.Alıntı :
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki,
“Cebrâîl aleyhisselam beni ye’cûc ve me’cûc tâifesine iletti. Onları îmâna ve Allâh’u teâlâya ibâdete da’vet ettim”.
Açıklama;
Hakkında pek çok hadis olan ye’cûc ve me’cûc’un mi’râc konusunda olması göklere yapılan yolculuk sebebiyle , uzayda olması muhtemel canlılar olarak düşünülmesi mümkün. Ancak buna dair şüphesiz bir delilim yok. Ye’cûc ve me’cûc’un dünyâda olmasıda mümkün olabilir. Zülkarneynin onları hapsettiÄŸi ile ilgili âyet ve hadisler var. Zülkarneynin onları dünyada bir yerde hapsetmiÅŸ olması mümkün olsada buna dâirde kesin bir bilgim yok. Uzayda olması muhtemel akıllı canlılara bunlar örnektir. Öyleyse ye’cûc ve me’cûc ile ilgili tüm âyetler ve hadisler uzayda hayat konusuyla ilgili olarak incelenmelidir. Bu kavmin akıllı canlılar oldukları fakat insan olmadıkları bildilmiÅŸtir.
3 -
Alıntı:
“sonra beni ÅŸehre ilettiler ki , biri meÅŸrıkta ( doÄŸuda) , diÄŸeri meÄŸribde ( batıda) idi. Bu ÅŸehirlerin her birinin iki bin kapısı var idi. İki kapısının uzaklığı bir fersah idi”. (bir fersah yaklaşık 5 kilometre).
Açıklama;
2000 kapı var ve her kapı arasındaki uzaklık 5 kilo metre . Öyleyse bu şehirlerin çevresi 2000 x 5 = 10 000 kilo metre. Eğer bu şehirler dairesel şekilde iseler. 10 000 bölü 3,14 = 3 184 , 713 . Yani eğer bu şehirler dâiresel şekilde iseler genişlikleri 3 bin 184 kilo metre olur. Bu kadar büyük bir şehir dünyada yok, bilinen tarihtede yok. Öyleyse bu şehirler dünya dışında , uzayda olan şehirler olabilir.
Ev durumu hesabı;
3 184 000 metrelik çapı olan bu şehrin yarı çapı
1 592 000 metre , alanı 1592 000 x 1 592 000 x 3. 14 = 7 958 216 000 000 metre kare ortalama 2000 metre kare alana bir ev olsa 7 958 216 000 000 bölü 2000 = 3 979 108 ev yapılabilir. Aşağıdaki hesaba göre 44 milyar 160 milyon olan nüfusa göre; 44 160 000 000 bölü 3 979 108 = 11 097 kişi bir evde yaşamak zorunda olacaktır. Öyleyse bu canlıların evleri çok katlı olmak zorundadır . Bir ailede 6 kişi olsa bir evde (11 097 bölü 6 =) 1849 daire olmak zorundadır. Bu türde bir ev ileri teknoloji gerektiren gökdelen türü ev olmak zorundadır. Bu tür bir yerleşimin mümkün olması , dünyanın genişliği ile hesaplanırsa , dünya nüfûsu arttıkça dünyanın insanlar için yeterli olmayacağı endişesine gerek olmadığı , gelişen teknoloji ile uygun çözümlerin bulunabileceği anlaşılır.
A) âd kavminin mü’minleri.
Alıntı :
“MeÅŸrıkta (doÄŸuda) olan ÅŸehrin halkı âd kavminin mü’minlerinden idi . Sâlih aleyhisselâma îmân getirmiÅŸler idi. İbrânî dili konuÅŸurlardı”.
Açıklama ;
Öyleyse kur’ân ve hadislerde bahsedilen âd kavmi ile ilgili tüm bilgiler uzayda hayat konusuyla ilgili olarak incelenmelidir. Bu kavmin akıllı canlılar oldukları , islamı kendilerine tebliÄŸ eden peygamberleri olduÄŸu , cennete çağırıldıkları ve cehennemle uyarıldıkları âyet ve hadislerle bildirilmiÅŸtir.
Selam ona Sâlih peygambere îmân etmiÅŸ olmalarına gelince. Âd kavmine pek çok peygamber gönderilmiÅŸ , sonunda selam ona Hûd peygamber gönderilmiÅŸ ve kur’ân’da Hûdun kavmi olarak târif edilmiÅŸler. Hûd’a îmân etmedikleri için helak edildiler. Ardından semûd kavmine Sâlih peygamber gönderildi. Âd kavminden olan mü’minler ise helak edilmediler. Bu hadiste bildirilen âd kavminden kurtulan mü’minlerin semûd kavminin peygamberi Sâlihe de îmân ettikleridir.
B)
Alıntı :
“MaÄŸribde (batıda) olan ÅŸehir ise süryânî lisâniyle konuÅŸurlardı”.
2- devam
Alıntı :
“Her kapıda on bin kiÅŸi silâhıyla beklerdi. Her ay bu on bin kiÅŸi gider baÅŸka on bin kiÅŸi gelirdi. Kıyâmete kadar böyle olup , bir gelene bir daha nöbet gelmez”.
Açıklama :
Tahmînî bir hesap ;
2000 kapı , her kapıda 10 000 asker. 2000 x 10 000 = 20 000 000 (20 milyon asker). Peygamberimizin yaşadığı çağda insanların toplamı bile ancak bu kadar olabilir. Öyleyse 20 milyon askeri olan iki şehrin dünyâda olması imkansız. Aradan geçen 1400 küsür yılda insanların nüfûsu en az 1000 kat artmış olmalı. Buna rağmen , yeryüzünde 20 milyonlu askeri olan hiç bir ülke yok. Onların sayısı da artıyordur.
20 milyon asker çıkaracak bir toplumun nüfûsu asker sayısının en az 4 katı olmak zorundadır. Öyleyse bu iki şehrin her birinin nüfûsu : (20 000 000 x 4 = 80 000 000 ) 80 milyon her ay , her kapı için 10 000 asker çıkaran topluluğun nüfûsu . Ümmeti Muhammed gibi ortalama 65 yıl yaşıyorsalar , 20 yaşında asker oluyorsalar , 65 yaşına kadar kendilerine nöbet sırası gelmemesi için ; 65 - 19 = 46 yıl başkaları nöbet tutmalıdır. Öyleyse 46 yılın her ayı için(46 x 12 =) 552 ay için , her kapı için 10 000 asker çıkaracak toplum adedinin 552 katı bir toplum var olmalıdır . Öyleyse her kapı için 10 000 asker çıkaran toplum adedi (80 000 000) 80 milyonun 552 katı bir toplum olmalıdır. 80 000 000 (80 milyon ) x 552 = 44 160 000 000 (44 milyar 160 milyon) . Yani bu toplumun nüfûsu 44 milyar civarında olmak zorundadır. Dünyanın şimdiki nüfûsu tahmini olarak 7 milyar civârındadır. Bu iki toplum 1400 yıl önce dünyanın toplam nüfûsunun 6 katı nüfûsa sahip imiş. Aradan geçen 1400 yılda 1000 (bin) kat artmış olsalar her birinin şimdiki nüfusları
(44 160 000 000 x 1000 = 44 160 000 000 000 ) 44 tirilyon 160 milyar olmalıdır.
Bu durumda bu iki şehrin her biri dünya nüfûsunun ( 44 160 milyar bölü 7 milyar = ) 6 308 (6 bin 3 yüz
katı nüfûsa sahiptirler.
Alıntı :
“Onları dine da’vet ettim ve ibâdet ta’lim ettim. Kabul ettiler. Cümlesi islâma geldiler. Onlar bizim kardeÅŸlerimizdir. Onların iyileri , bizim iyilerimizle , onların kötüleri , bizim kötülerimizle olurlar”.
4 -
Alıntı :
“Sonra beni üç tâifeye daha ilettiler ki , onlar hâlâ Allâh’u teâlâdan gayri düşman bilmezler (Allâh’ın düşmanlardırlar). Adları (mensek) , te’vil) ve (mâiris) dir. Onları dîne da’vet ettim, kabul etmediler. Cümlesi cehennemde olurlar”.
5 -
Alıntı :
“Hazreti habîbi ekrem “sallallâhu aleyhi ve sellem” buyurdu ki , Hak teâlâ (Allâh) mi’râc’dan dönüşte beni Mûsâ aleyhisselâmın kavmine iletti. Onlara selâm verdim. Selâmımı aldılar. Cebrâîl aleyhisselâm beni onlara tanıttı. Benim âhir zamanda geleceÄŸimi , nübüvvetimi (peygamberliÄŸimi) ve vasfımı kitablarında görmüşler ve peygamberlerinden iÅŸitmiÅŸlerdi. Cümlesi koÅŸup yanıma geldiler ve bir birlerine müjdeler verip etrâfıma toplandılar. Onlara islâmı arz ettim (sundum). Cümlesi (hepsi) islâmı kabul ettiler ve dediler ki , Hak teâlâ (Allâh) , Mûsâ aleyhisselâma senin peygamberliÄŸini haber vermiÅŸ idi. Mûsâ aleyhisselâm bize vasiyet etmiÅŸ idi. Biz senin gelmeni bekliyorduk ve senin cemâlini (güzelliÄŸini) görmeye âşık idik. Elhamdu lillâh bu devlete (ni’mete) vâsıl olduk (ulaÅŸtık).
Resûlullâh “sallallâhu aleyhi ve sellem” buyurdu ki, onların arasında bir çok ÅŸeyler müşâhede ettim. Benizleri sarı , elbiseleri yünden idi. Evleri hep aynı yükseklikte ve tek kat idi. Kabristanları evlerine yakın, mescidleri evlerine uzak ve kapıları açık idi. İçlerinde zengin ve fakir yok, hepsinin mâlî vaziyeti aynı. Dükkânları açık. Kendileri mescidlerde i’tikâf ederler. Çocukları doÄŸsa aÄŸlarlar. Bir kimse ölse sevinirler. Onlara süâl ettim (sordum) : (siz ne din üzeresiniz?) Dedim. Dediler ki: (Allâhü tâlâya ve meleklerine ve kitaplarına ve peygamberlerine îmân ettik. Kazâsına (bize ne uygularsa) râzıyız. Ni’metlerine şükrederiz , belâlarına sabr ederiz bir birimize düşmanlık etmeyiz. Cümlesinin (hepsinin) malları aynıdır. Tâ ki kimse diÄŸerine hased etmesin. Hak teâlânın (Allâh’ın) rızâsını, nefislerimizin hevâsına (isteklerine) tercih ederiz. BilmediÄŸimizi öğrenmeye çalışırız ve bildiÄŸimiz ile amel ederiz. Aslâ gıybet etmeyiz. Mâlayânî (boÅŸ söz) söylemeyiz. Gündüzleri oruç tutar , geceleri ibâdet ederiz. İbâdetten maksadımız (amacımız) derecâtı âhirettir ( âhiret dereceleridir) ve rızâyı rabbul izzettir (azîz Allâh’ın rızasıdır). Emri bil ma’rûf (iyiliÄŸi emreder) ve nehyi anil münker ederiz (kötüğü bilinenden men ederiz). Her ne gelirse sabrederiz. Dünyâ fakirliÄŸini, âhiret zenginliÄŸi için isteriz. Ni’meti fânîyi (geçici ni’meti) , ni’meti bâkî (kalıcı ni’met) için kabul etmedik. Mûsâ aleyhisselâm bize ne vasiyetler etti ise ona göre amel ettik. Ömrümüzün sonuna kadar bu hâl üzere olmaÄŸa kasd etmiÅŸiz).
Resûl aleyhisselâm buyurdu ki, onlardan süâl ettim (sordum) :
———benizleri neden sararmıştır?
———Allâhu teâlânın korkusundan, dediler.
———kaftanlarınız niçin hep yündendir?
———peygamberlerin elbiseleri böyle olduÄŸu için.
———evleriniz neden hep aynı boydadır?
———bâzımız bâzımız üstünde olmak istemeyiz ve rüzgârı ve güneÅŸi bir birimizden men eylemeyiz.
———kapılarınız niçin hep açıktır?
———aramızda hâin ve hırsız yoktur.
———dükkânlarınız niçin açıktır?
———bir kimseye bir ÅŸey lâzım olur ise, alıp, parasını koysun diye açık tutarız.
———mescidleriniz niçin uzaktır?
———adımlarımız çok olsun ve sevâbımız ziyâde (çok) olsun diye.
———kabristanlarınızı (mezarlıklarınızı) niçin evlerinize yakın yaptınız?
———ölümü unutmayalım diye.
———çocuklarınız olsa aÄŸlarsınız, ölse gülerseniz, neden?
———doÄŸan zindana ve habis hâneye gelir. Ölen rabbisine gider, zindandan kurtulur da ondan.
———içinizde hiç hasta görmedim, niçin?
———hastalık günahlara keffârettir. Biz günah etmeyiz. Faraza (var sayalım) bir kimse günah iÅŸlese, gökten ateÅŸ gelip onu yakar, helâk eder”.
Açıklama :
Dünyâda günah işlenildiğinde gökten gelen ateşle yakılmak adeti olan , hiç günah işlemeyenler toplumu olduğuna dâir bir bilgi yok. Öyleyse bu toplum dünya dışında bir yerdedir.
Alıntı :
“Bu süâl (soru) ve cevaplardan sonra dediler ki: (yâ resûlullâh, bize ÅŸerîatı ta’lîm eyle ve bize vasiyyet eyle). Onlara ÅŸerîat ta’lîm ettim ve hâllerine uygun ÅŸekilde vasiyyet ettim. (ey kavim! Belâlara sabr edin. Hak teâlâdan (Allâh’dan) korkun. SabretmeÄŸe ondan yardım isteyin. Hiç bir ÅŸey ile övünmeyin. Amelleriniz ile riyâ etmeyin. Hak (Allâh) celle ve alânın rahmetine i’tikad edin. Dâimâ havf (korku) ve recâ (ümit) üzere olun. EÄŸer benimle ve Mûsâ aleyhisselâm ile haÅŸr olmak isterseniz bu vasiyyetlerimi tutun) dedim. Selâm verip ayrılmak istedim. Dediler ki (yâ resûlullâh, hazretinden iki ricâmız vardır:
Biri :
Düâ buyurun, Hak (Allâh) teâlâ yeryüzünü bizim için kısaltsın. Her sene ka’beyi muazzamayı haccedelim. Zîrâ yerimiz çinden ötededir. Tayyi mekân (yerin kısaltılması) olmayınca haccetmek müyesser (kolay) olmaz”.
Açıklama :
Buradaki “çinden ötededir” sözü dünyâda olması ihtimalini, özellikle o zamanlarda henüz keÅŸfedilmemiÅŸ olan , okyanus ada ülkeleri veyâ Amerika kıtasında olması ihtimâlini düşündürüyorsa da, aÅŸağıda anılan mi’râca iniÅŸ ve çıkışın aynı yerden , kudüsten olması sebebiyle , bu anlatılanlar sırasında henüz dünyâya dönmemiÅŸ olması beklenir. Bu durumda şüphesiz olmamakla birlikte , çinden ötede sözünden uzayda anlamının olması düşünülebilir.
Alıntı :
“İkincisi :
Hak (Allâh) teâlâ bizi halkın gözünden örtsün. Halka bizi göstermesin.
Düâ ettim. Hak (Allâh) teâlâ kabul etti. Her sene gelip haccederler. Hiç kimse onları görmez”.
Açıklama :
Hacca gelmeleri dünyada olmaları ihtimalini düşündürüyor haklı olarak. Ancak mekanın kısaltılması duası ve duanın kabul edildiğinin bildirilmesi dünya dışından gelmek imkanı bulmaları anlamına da gelebilir. Hakkında fazla bilgimiz olmayan bu kişilerin gelişmiş uzay yolculuğuna uygun araçlarının olup olmadığını da bilmiyoruz. Bu durumda görünmez olmaları isteklerinin yalnızca hacca gelişleri ile ilgili olmasına bakarak , görünmez olmak dileklerinin insanlardan gizlenmek olması sebebiyle , bulundukları mekanın insanların görme ihtimalinden uzak bir yer olması da uzayda olmaları ihtimaline destek olur. Dünyada yaşayan ve islama uymuş olup yalnızca hac yolculuklarında görünmeyen bir müslüman topluluk olduğuna dair bir bilgi de yok. Bilmediğimiz halde bu durumda olan birileri olması ise çok zor. İslama tam olarak uyan ve sadece hacca gidişleri hakkında bilgi olmayan bir müslüman topluluk var ise , özellikle büyük okyanus veya amerikada onlardan bu kişiler oldukları konusunda şüphelenebiliriz. Böyle bir tesbit olmadıkça , uzaylı olmaları ihtimal dahilinde olacaktırlar. Tek katlı evi olan müslümanlardan oluşan bir medeniyet olsaydı yeryüzünde bu durum çok meşhur olur ve herkes bilirdi.
Alıntı :
“Buyurdular ki, ondan sonra cinnîlerden çok tâifeye (cemate) uÄŸradım. Bana gelip selâm verdiler. Selâmlarını aldım. Kelimeyi ÅŸehâdeti söylediklerini iÅŸittim. Bana dediler ki, (bize dînini (sun) arz eyle).
Cinnîlerden ayrılıp beyti mukaddese (kudüse) geldim. Burakı baÄŸladığım halkada gördüm……”
Açıklama :
Görüldüğü gibi rasûlullah dönüşte göğe çıktığı yere geri döndü. Dönüşünden önce anlatılan ÅŸeylerin ise dünya dışında gökte , yani uzayda olduÄŸu bellidir. BaÅŸka yere inmiÅŸ olup tekrar kudüse döndüğüne dair hiç bir bilgim yok. Bu durumda kudüse gelmesinden önce anlattıklarının dünyada olduÄŸunu iddia etmek yanlış olur. Ayrıca göğe çıkış ve iniÅŸ için kullanılan aracın , göğe çıktığı yer olan “mi’râc” adlı asansör olduÄŸu , mi’râc’ın baÅŸlangıcını anlatan , baÅŸlangıç hadislerinin içinde var. Ve bu hadiste göğe çıkış ve iniÅŸin bu mi’râc’dan (çıkış aracından) yapıldığı bildiriliyor. Bu durumda kesinlik oluÅŸturur ki kudüse gelmeden önceki konular gökte , uzayda geçen konulardır. Öyleyse bahsedilen tebliÄŸ yapılan toplumlar uzayda yaÅŸayan akıllı canlı türleridir.
Bu canlı türlerinin biçimsel özellikleri hakkında bilgim yok, ancak ye’cûc ve me’cûc adlı canlıları târif eden pek çok âyet ve hadis var. Bunlar insan olmayan akıllı canlılardır. Kıyâmetin alâmetlerindendir ye’cûc ve me’cûc topluluklarının dünyâyı iÅŸgal etmesi. Bu hadislere göre yüksek ihtimalle gökte , uzayda olan , bu canlıların, yâni uzaylıların dünyâyı iÅŸgali kıyâmet alâmetlerindendir.
Ye’cûc ve me’cûc hadislerinden:
1
“ye’cuc ve me’cuc’dan her fert neslinden bin çocuk bırakmadıkça ölmez”.
2
«onlar üç sınıftır; birinci sınıf erz (büyük ağaç) gibidir,
İkinci sınıf, dört arşın uzunluk ve dört arşın da genişliktedir, üçüncü sınıfta (uzun) kulaklarından birini yatak yapar ikincisini yorgan yapar».
Açıklama :
Birinci sınıf;
Erz ağacı gibi canlılar. Erz ağacı 120 arşın (81 metre 60 santim) boyundadır. Öyleyse muhtemelen bu canlılar 81 metre boyundadırlar.
İkinci sınıf ;
4 arşın boyu 4 arşın genişliği olan canlılar , yâni en az 2 metre 72 santim boyu , 2 metre 72 santim gövde genişliği olan canlılar, tonlarca ağırlıkta canlılar.
3
Sahîh-i müslimdeki bir hadisde peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu bildirilmektedir:
“cenâb-ı Hak, yecüc ve mecücü gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın edeceklerdir. Bu sûretle öncüleri taberiye gölüne uÄŸrayacak ve içindeki suyu içecekler. Sonra gelenler de oradan geçecekler ve; vaktiyle burada çok su varmış, diyeceklerdir. (bu sırada yeryüzüne tekrar gelen) nebiyyullah (Allahü teâlânın peygamberi) ÃŽsâ ve eshâbı (berâberindekiler) , Tûr dağında mahsur kalacaklar. Öyle ki muhâsaranın ÅŸiddetinden bir öküz başı, onlardan her biri için, bugünkü paranızla yüz dinârdan daha makbul olacak. Bunun üzerine nebiyyullah ÃŽsâ ve eshâbı, onların belâsından kurtulmak için Allahü teâlâya yalvarırlar. Allahü teâlâ onların duâsını kabul edip, yecüc ve mecüc kabîlesinin enselerine, nugaf denilen küçük kurtçukları musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allahü teâlânın kudretiyle tek bir kiÅŸi gibi, bir anda helâk olurlar. Sonra ÃŽsâ ve eshâbı, tûr dağından yere inerler. Yeryüzünde onların kokmuÅŸ leÅŸlerinin olmadığı bir karış yer bulamazlar. ÃŽsâ ve eshâbı, yine Allahü teâlâya yalvarırlar; cenâb-ı Hak, Horasan develerinin boyunları gibi kuÅŸlar gönderir. Onlar leÅŸleri alıp Allahü teâlânın dilediÄŸi yere atarlar. Sonra cenâb-ı Hak, pekçok yaÄŸmur indirir ki, hiçbir ev ve çadır, yaÄŸmuru geçirmeye engel olamaz. O yaÄŸmur, bütün yeryüzünü tertemiz, yemyeÅŸil bir hâle getirir. Sonra yeryüzüne: meyvelerini bitir. Evvelki gibi feyz ve bereket ver, diye emrolunur. İşte o gün bir cemâat, tek nardan yiyip doydukları gibi, onun kabuÄŸu ile de gölgelenirler. OtlaÄŸa gönderilen deve, sığır, koyun ve keçilerin de sütleri bereketli olur. Öyle ki saÄŸmal devenin sütü, kalabalık bir cemâati, sığırınki bir kabîleyi, koyunun sütü de yakın akrabâdan bir cemâati doyurur. İşte bunlar, böylece bolluk içinde huzurlu bir hayat geçirirken, Allahü teâlâ hoÅŸ bir rüzgâr gönderir. Bu latîf rüzgâr onları koltuklarından tuttuÄŸu hâlde, her mümin ve müslümanın rûhları kabz olunur. Ortada en ÅŸerli insanlar kalır. O zaman da birbirleriyle boÄŸuÅŸurlar. EÅŸekler gibi halkın huzûrunda alenen zinâ ederler. İşte bu fenâ kimseler üzerine de kıyâmet kopar.”
«onlar şöyle diyecekler: yerdekilerini öldürdük; gelin göktekileride öldürelim. Bunun üzerine oklarını göğe atacaklar. Allahda onları kana bulamış bir halde geri çevirecek. ÃŽsa (a.s.) ArkadaÅŸlarıyla birlikte onların ÅŸerrinden kurtulmaları için Allah’a dua edecekler. Allah onlara gökten boyunlarındaki kanı emmek için kurtlar gönderecek, hepsi ölecekler..
Ses ve sedaları çıkmaz olacak. İçlerinden biri saÄŸ kalacak ve şöyle haykıracak: «ey müslümanlar! Allah sizi düşmanınızdan korudu belasını verdi.» bunun üzerine ÅŸehirlerden kalelerden dışarı çıkacaklar, baÄŸlı hayvanları da salıverecekler. Hayvanlar onların etlerinden baÅŸka bir ÅŸey bulamıyacaklar. Yeyip semizleÅŸecekler. Allah’ın peygamberi ÃŽsa (a.s.) Ve arkadaÅŸları yere indiklerinde yerin onların yaÄŸ ve lâşelerinin kokularıyla dolup taÅŸdığını bulacaklar leÅŸ kokusundan geçilmez olacak. Çaresiz Allah’a dua edecekler. Allah bir rüzgar gönderecek. O rüzgar hem onları iyileÅŸtirecek hem de karşılaÅŸtıkları lâşeleri denize savurup atacak.
Bunun ardından cenab-ı Hak bolca yağmur yağdıracak her tarafı ayna gibi tertemiz yapacak. O kadar temiz olacak ki yeryüzü , kişi bakınca bir ayna misali yüzünü orada görecek.
Sonra yere:
«hadi meyveni ver ve bereketlen!» denecek. Anında yeryüzü bereketle dolacak nar aÄŸaçları bollaÅŸacak. Müslümanlar hem narı yiyecek. Hem de aÄŸaçların gölgesinde dinlenecek. Müslümanlar ye’cuc-me’cuc’ün silah, alet ve edevatını da tam yedi sene odun yerine yakacaklar.»
Ye’cûc ve me’cûc konusunda sunulan hadisler , bunların akıllı canlılar olduÄŸunu isbat ediyor, bu konuda âyetler de var. Ancak sunulan hadisler bunların uzaylı canlılar olduÄŸuna işâret eden delillerdir. Daha zayıf delil oluÅŸturmakla birlikte dünyâlı olduklarına dâir zan oluÅŸturacak hadisler de vardır. Her ÅŸeye raÄŸmen uzayda akıllı canlılar olduÄŸu âyetlerle isbat edildi bu yazıda.
Sonraki yazı “kur’ân’da uzayda hayat -3- uzaylı insanlar” olacak inÅŸallâh.
Sonuç :
1- Uzayda hayat var. (delili âyet ve hadis).
2- Uzayda insan ve cin türünün akıl seviyesinde , akıllı canlılar var. (delili âyet ve hadis).
( Kur’ân, sûre 20, âyet 47) “…ve saÄŸolsun kim uydu (gerçeÄŸe) iletene”.
(Kur’ân, sûre 1,âyet 1) “Övgü Allâh’a düzenleyeni Evrenlerin”.
Yazının telif hakkı yazar adı ve web sayfasının yayınlanmasından ibarettir.
Alıntı : yazar, Ali kenan Aydın
Sayfa, http://www.enbuyuk1.tr.gg ve http://www.enbuyukbir.net
Etiketler: akilli, canlilar, hayat, kur8217n8217da, uzayda
Mucize Dua Ve Dünyânın Üzerinde Yazan “Allâh” Adı
Sığınıyorum Allâh’a TaÅŸlanmış Åžeytandan
Adıyla Allâh’ın, Merhametiyle KuÅŸatanın, GereÄŸince Merhamet Edenin
Allahdan Başka Tanrı Yok , Muhammed Allahın Elçisidir.
Yazının resimli aslını görmek isteyen için adres; TIKLA GÖR.
Dünyâ haritasını tersine çevirdim, karaları çerçeveledim. Açıkça arapça “Allâh” yazılmış dünyânın üzerine.
Dünyânın Üzerinde Yazan “Allâh” Adı (uydu resmi)

Dünyânın Üzerinde Yazan “Allâh” Adı (harita)

Dünyânın Üzerinde Yazan “Allâh” Adı (yapım)

“Elbette tanrınız , elbet bir”(Kur’ân ,37sâffât4).
Yüce Allâh yarattığı Dünyânın üzerine adını yazmış. Dünyâ Haritasında gördüğünüz karalar ve ana kıtaya birleÅŸik gibi düzenli duran adalar çerçevelendiÄŸinde daha açık görünen , usta bir hattat elinden çıkmış , çok güzel , Arapça “Allâh” yazısı .
Salât ve selâm ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed arkadaşı Ebû Bekire öğrettiÄŸi duâda yüce Allâh’ın Dünyânın üzerinde bulunan bir adından bahsediyor , iÅŸte o mûcize duâ.
Mucize duâ.
“Sığınırım Allâh’a çok iyi iÅŸitene , çok iyi bilene , kovulmuÅŸ ÅŸeytandan.Adıyla Allah’ın Merhametiyle KuÅŸatanın , Çok Merhamet Edenin.
“Allâh’ım senden istiyorum, peygamberin Muhammed ile ve sıkı dostun İbrâhîm (ile) ve senin sırdaşın Mûsâ (ile) ve senin sözcüğün ve senin rûhun ÃŽsâ (ile) ve Mûsâ’nın Tevrât’ı ile ve ÃŽsâ’nın İncîli (ile) ve Dâvûd’un Zebûr’u (ile) ve Muhammed’in Furkân’ı (ile) Allâh (c.c.) Salât etsin ona ve selâm etsin ve onlara , hepsine ve kendisini vahyettiÄŸin vahyin hepsi ile yahut kendisini uyguladığın uygulama (ile) yahut kendisine verdiÄŸin isteyen (ile) yahut kendisini yoksullaÅŸtırdığın varlıklı (ile) yahut kendisini varlıklandırdığın yoksul (ile) yahut kendisine yol gösterdiÄŸin sapmış (ile) ve senden istiyorum senin adın ile ki onu indirdin Mûsâ’ya O’na Allâh salât etsin ve selâm. ve senden istiyorum senin adın ile ki onunla saçtın kulların rızıklarını. Ve senden istiyorum senin adın ile o’nu koydun yeryüzünün üzerine böylece duraÄŸanlaÅŸtı. Ve senden istiyorum senin adın ile ki o’nu koydun göklerin üzerine böylece o’nunla senin arşını kolayca yüklendi.ve senden istiyorum senin adın ile ki onu koydun daÄŸların üzerine ve böylece takılıp kaldı.ve senden istiyorum senin adın ile ki senin arşın onunla kolayca yüklendi.ve senden istiyorum senin adın ile , Temizlik, Temizleyen, Bir, Dolu, Tek; indirilmiÅŸ, kitabında, en yakından (tek tek) ayıran ışıktan ve senden istiyorum senin adın ile ki onu koydun gündüzün üzerine ve böylece aydınlandı. Ve gecenin üzerine ve böylece karanlıklaÅŸtırdı ve senin iriliÄŸin ile ve senin büyüklüğün ile ve senin verimli yüzünün ışığı ile o’nun ile Kur’ân ve ilmi bana rızık etmeni ve etim ve kanım ve iÅŸitmem ve görmem ile onu katıştırmanı cesedimi onunla iÅŸlemeni, çevrelemen ve kuvvetin ile böylece elbette o senin ile olandan baÅŸka çevreleme yok ve güç yok ey Merhametlilerin En Merhametlisi.”
(imâmı gazâli’nin ihyâ-u ulûmiddîn adlı kitâbının içindeki, zikir ve duâ 9. Kitâbın, 3. Bâbında, salât ve selâm ona yüce Allâhın elçisi Muhammedin arkadaşı Ebû Bekir’e öğrettiÄŸi duâ. İbn_i hibban’dan naklen.)
Salât ve selâm ona yüce Allâh’ın elçisi Muhammed , arkadaşı Ebû Bekire öğrettiÄŸi duâda yüce Allâh’ın Dünyânın üzerinde bulunan bir adından bahsediyor. İşte bu mucizedir yüce Allâh yaratışıyla adını yazdı , Dünyânın sâhibi olduÄŸunu îlân etti. Burada birinci mûcize Dünyânın üzerinde Allâh adının varlığı. İkinci mûcize Allâh’ın elçisi Muhammedin Dünyânın üzerinde Allâhın bir adının varlığını bilmesi ve bildirmesi. Üçüncü mucize bu adın Allâh adının Dünyânın karalarının haritasını oluÅŸturması sebebiyle Allâh’ın elçisinin Dünyanın haritasının ÅŸeklini bilmiÅŸ olmasıdır. Dördüncü bir bilgi ise isbatı kesinleÅŸtiÄŸi taktirde mûcize denebilir bir bilgi. Bu duâda , o ad ile yeryüzünün duraÄŸanlaÅŸtığından söz edilmesi. DuraÄŸanlaÅŸtı olarak tercüme edilen kelime Arapça “istekarrat” kelimesi. Bu fiili Arapların , özellikle sıcaklığın , hararetin serinliÄŸe , sakinliÄŸe dönüşmesi anlamında kullanırlar, bu anlamda sıcak tencereye su dökülmesi ve su ile
Serinletilmesi için kullanılır. Dünyânın oluşum aşamalarından karaların oluşumuna kadar yeryüzünün kaynayan bir tencere gibi olduğu bilimsel bilgilerdendir. Bu hadis ; Duâ , Dünyânın kaynayan bir mağma denizi oluşundan , serin , yaşanabilir bir su ve karalar gezegenine dönüşümüne sebep olan en önemli etkilerden birinin Dünyâmıza gökten inen su olduğunu böylece hatırlatıyor. Böylece
Bu duânın “istekarrat” duraÄŸanlaÅŸtı kelimesi de bu mucizeye katılıyor. Ayrıca bu duruma destek olan bir durum Dünyâdaki suyun Dünyâ büyüklüğünde bir kütlede oluÅŸamayacağına dair bilimsel bilgi ile birlikte , Dünyâya uzaydan sürekli su yaÄŸması bilimin tesbit ettiklerindendir. Kur’ân’da Dünyâ hayatı suya benzetilerek onun gökten
; uzaydan geldiÄŸi bildirilir. Kur’ân’ın bildirdiÄŸi “su ve hayat uzaydan geldi” bilgisidir.
Bu duânın yalnızca bir satırlık bir bölümünün açıklaması bile en az bu olağan üstülükleri , mucizeleri bulunduruyor. Diğer kısımları da benzer değerdedir.
Öyleyse ; Tanıklık ederim Allahdan başka tanrı olmadığına ve Tanıklık ederim elbette Muhammed Onun kulu ve Onun elçisidir.
Öyleyse ; “De o Allâh bir”. (112 İhlas sûresi , âyet 1).
Öyleyse ; “Övgü Allâha düzenleyeni Evrenlerin”. (1 Fâtiha , âyet 1)
(Telif hakkı , yazar ve web sayfa adının yayınlanmasından ibarettir).
Alıntı örneği:
Yazar :Ali kenan Aydın
Sayfa:http://www.enbuyuk1.tr.gg ve http://www.enbuyukbir.net
Etiketler: adi, allah, dua, dunyanin, mucize, uzerindeki, ve
Kurt ve kuşun dahi sürüler halinde yaşadığı bir dünyada sosyal bir varlık olan ve yaşamak için başkalarına devamlı ihtiyaç duyan insanın ,hem cinsleri arasında bir öbeğe mensup olmadan yaşaması mümkünmüdür ?
Cemaat.akıllı birlikteliktir.gölgelerin deÄŸil.ÅŸahsiyetlerin oluÅŸturduÄŸu sosyal dokulardır.Hızlı esen rüzgarların toplumsal çukurlara doluÅŸturduÄŸu insan öbeklerine “cemaat” adı verilmez.Olsa olsa “cemadat”denebilir.
Cemaat,duygu,düşünce ve eylem birliği,farklılıkların yok edilmesi demek değildir.Farklılıklarını yok edenler cemaat olamazlar.Eğer öyle olsaydı ,kabristan sakinlerine en uyumlu cemaat olarak bakmamız gerekirdi.Çünkü ölüler farklı duyuş,düşünüş ve davranışlar sergileyemezler.
Cemaat,farklılıkların insicamıdır.Kesrette Vahdet bulmaktır.Farklılıklarını tefrikaya değil,zenginliğe dönüştürmenin yolunu bulmuş erdemli topluluktur.Birlikte yaşamak ,birlikte iş yapmak,yanlızca birlikte yaşayarak ve birlikte yaparak öğrenilir.Bunun ne okulu,,ne kitabı vardır.Bunun mektebi cemaattir.
Daha kendi araların da dahi birlikte yaÅŸamayı ve iÅŸ yapmayı beceremeyenler.hangi toplumsal dönüşüme öncülük edecekler?İster fert planında,ister cemaat planında yapılacak olan,”yanlışın farkında olmak ve doÄŸrusunu öğrenip uygulamaya koymak” tır.
Hüsranda olan insanlığın içinden çıkıp iman eden ,imanını eyleme döküp amel iÅŸleyen,amelini fasit yada fasık deÄŸil de salih olması için meÅŸruiyet.meÅŸru usul ve meÅŸru hedefi gözeterek yapan,yaptığı bu hak olma vasfını kazanmış eylemi tavsiye eden ve her ÅŸeye raÄŸmen bu tavsiyesinde ısrar edip sabır ve sebat gösteren topluluk “cemaat” deÄŸilmiridir ?
Etiketler: nedir, quot, quotcemaat, taassupkar, tefrikacilara, ve
Merhum Musa TopbaÅŸ Efendi’den “Hanımlara Tavsiyeler”
——————————————————————————–
Ablam ve annem rahmetli oldular, ömürlerinde çarşıya gitmediler. Beyleri neler getirmişse onu giydiler. Belki bazen beylerinin getirdiği elbise ve kumaşların rengini-desenini beğenmediler, ama bu onların kalbini de çok meşgul etmedi. Zira dünyanın süsüne, ziynetine çok gönül kaptırılırsa, aslî vazifemiz olan kulluğu unutmaya başlarız.
Hanımlar dış dünya ile ne kadar alâkadar olurlarsa, çarşı-pazara ne kadar çok çıkarlarsa, o kadar stresli olurlar. Çünkü göz, kalbin penceresidir. Kalbi, ne kadar çok şey meşgul ederse, o da, o kadar yorulur. Halbuki çocukların terbiyesi de, ev hanımlığı da gönül huzuru ve sabır gerektiren işlerdendir.
Öfke ile, aceleyle hazırlanan ve yenilen bir yemek, onu yiyen insanda mânevî terakkîyi yavaşlatır, bazen de durdurur. Nasıl ki her lokmanın helâl olmasına îtina gösterilmesi gerekirse, ocağın başında yemeği pişirirken de, sofraya konulup beraberce yenilirken de gönül hoşluğu ve huzur hâli olması şarttır. Aksi hâlde yemek, mânen pişmemiş olur ve mânevî melekelerde hamlık yapar.
* * *
Sahip olunan bütün nîmetler, Cenâb-ı Hakkın rızâsına uygun kullanıldığı müddetçe nîmettir, aksi hâlde sahibi açısından imtihan, musîbet, külfet ve belâdır. Para böyledir, bindiÄŸimiz araba böyledir, hatta giydiÄŸimiz kıyafet böyledir. Meselâ giyindiÄŸimiz elbiseyi almak için saatlerce çarşı-pazar geziyorsak, o çok kıymetli olan vaktimizi heder ediyoruz demektir. Yine üzerimizdeki kıyafeti, bedenimizi güzelce örtme vazifesi dışında, insanlara tepeden bakmak için giyiyorsak, bizim için mânevî bir musîbet olmaya baÅŸlamış demektir. Çünkü Peygamber Efendimiz, elbisesiyle gurur ve kibir peÅŸinde olanların Allah’ın rahmetinden uzaklaÅŸtıklarını haber vermiÅŸtir.
* * *
Telefonlarda çok konuşmak hatalıdır. Bazıları, zarurî işlerinin dışında, saatlerce telefonda sohbet etmektedirler. Bu hem kendimiz, hem de konuştuğumuz kimse açısından zaman israfıdır. O kıymetli vakitler içerisinde, nice hayırlı işler yapılabilir.
* * *
Ev hanımları, mümkün mertebe ev işlerini kendileri yapmalıdırlar. Bu, hem âilenin mahremiyeti açısından, hem de âile bütçesi ve israfa kaçmamak cihetinden önemlidir. Eski âile hayatımızda, herkesin yapacağı bir iş vardı. Zaman zaman birbirine yardımcı olmanın dışında herkes, canla başla kendi vazifesini bilir ve yapardı. Bu iş bölümü ve karşılıklı anlayış, âilenin saadet ve huzurunu temin eden en büyük hasletlerdendi.
* * *
İnsanoğlunun üç tuzağı vardır. Bunlar: Servet, şehvet ve şöhrettir. İnsan bunlara kapılıp aldanırsa, zelîl olur. Kim mânevî lezzetler için, fânî lezzetlerden vazgeçerse Allah o kuluna, bambaşka ihsânlarda bulunur. İmanın ve mâneviyatın tadını ikram eder.
* * *
Gıybet çok mühim bir hastalıktır. Kimsenin arkasından, onun hoşlanmayacağı şekilde konuşmamalıdır. Söylediğimiz kusurlar arkasından konuştuğumuz şahısta yoksa ona iftira etmiş oluruz. Eğer konuştuğumuz şeyler doğru ise bu da gıybettir. Cenâb-ı Hak, Müslümanların birbirlerinin gıyabında kötülüklerinden bahsetmelerini her hâlükârda yasaklamıştır. Zaten bizim vazifemiz, insanların kötülüklerini araştırmak, ortaya dökmek değildir. Biz öncelikle kendi hatalarımızı araştırıp onları telâfî etmeye çalışacağız.
Hanımlar dînî ve mânevî meselelerde çok gayretlidirler. Yalnız iki husus, onların bu gayretlerini gölgede bırakır: çarşı-pazar ve dilleri…
Allah hepimizi, rızâsı peşinde koşan sâlih ve sâliha kullarından eylesin. Âmin.
Etiketler: efendiden, hanimlara, merhum, musa, tavsiyeler, topbas
MAHMUT EFENDİYLE TANIŞMAM
Sevgili kardeÅŸlerim, ALLAH ın selamı bütün öz kardeÅŸlerimin üzerine olsun. Malumunuz SAİD NURSİ Hz. buyururlarki “Güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayattan lezzet alır” İnÅŸallah eksik yazmamışımdır. Hal böyle olunca, bu gün güzel bakıp güzel düşünmeye çalışayım dedim. Ve sitede gezerken MAHMUT EFENDİ nin ismi gözüme çarptı. ALLAH razı olsun. O yazıyı yazan kardeÅŸimiz hoÅŸbir çalışma yapmış. dedim bu güzelliÄŸe bizimde katkımız olsun. Aslında, ilk önce MAHMUT EFENDİ baÅŸlığının altına yazmayı düşündüm.Ama baktımki, yazacağım baÅŸka gönül dostlarıda var. O zaman yeni bir baÅŸlık açayımda Mevlam kimleri nasip ederse, izniyle lütfuyla onlarıda yazarım, inÅŸallah dedim ve yeni bir baÅŸlıkla sizinle buluÅŸma imkanımız oldu.
KardeÅŸlerim, RAB bime sonsuz şükürler olsunki, bizler KIRIKALE mizde birlikte çalıştığımız arkadaÅŸlar olarak, CEMAAT TAASUBU dediÄŸimiz hakikaten bu güne kadar bizlere bir hayli zarar vermiÅŸ VAKIA yı kırmış durumdayız. Elhamdülillah kırmakla kalmadık parçaladıkda diyebiliriz. Darısı TÜRKİYE mizdeki, hatta bütün dünyadaki kardeÅŸlerimizin başına….
Elhamdülillah böyle bir ortamda bir gurup kardeÅŸimizle otururken MAHMUT EFENDİ nin cemaatiyle ilgisi olan bir abeyimiz beklenmedik bir teklif attı ortaya “arkadaÅŸlar, sizi İstanbul a MAHMUT EFENDİYİ ziyarete davet etsem nedersiniz” dedi. Yani, tamam MAHMUT EFENDİ yi severiz, hep güze iÅŸlerini duyuyoruz. Ama bu teklif hemen he denencek bir teklif deÄŸil. Çünkü bir sürü problem var Mesela, bir defa Kırıkkale İstanbul arası 600 km yakın bir mesafe. Sonra yatıp kalkma, yeme içme, büyük problem Bütün bunları nasıl hallederiz … Abey, yine beklemediÄŸimiz bir ÅŸekilde, “yeme içme, yatma bana ait, biz sadece yakıt parasını bölüşelim iÅŸlem tamam” dedi. Tabi bu teklif karşısında “Hayır” diyecek halimiz kalmadı zaten. Hemde MAHMUT EFENDİYİ yıllardır geriden tanırız. Åžeriat aşıkı yaÅŸantısıyla, meydana getirdiÄŸi cemaatle bir çok cemaatten daha fazla ALLAH ın emrine, Rasulün sünnetine dikkat eden bir GÖNÜL DOSTU Eh benim gibi günahı bol insanlarında MAHMUT EFENDİ gibilerin duasına bir hayli ihtiyacı var. Bu fırsatı kaçırmak ahmaklık olur dedik ve düştük yollara….
Yollara düştük düşmesinede, diğer arkadaşların düşünmediği, benim de şu bu sebepten onlara söyleyemediğim bir sıkıntım vardı. Ehli tarik arkadaşlar bilir, eğer ziyarete gittiğimiz şehirde kendi üstazımız bulunuyorsa, KENDİ ÜSTAZIMIZI ziyaret etmeden bir başka manevi büyüğü ziyaret etmek tarikat adabında kabul edilemez bir durumdur. Neyse, ekibimizde acizane biz, bir RİSALEİ NUR talebesi, bir çeşitli cemaatlere girmiş çıkmış abi, birde bizim cemaate yakın olan bir arkadaş vede MAHMUT EFENDİNİN cemaatiyle irtibatlı abey olmak üzere beş kişi var. Bir ara kaptanı yalnız bulup
- Arkadaş ağrın derdin varmı diye hiç sormuyorsun? dedim
- hayırdır abey dedi
- Yahu gardaş benim böyle böyle bir sıkıntım var bunu halletmemiz lazım.
- nasıl hallederiz abey
- Valla gardaş bizim ÜSTAZ üsküdar karacaahmette yatıyor Otobandan ümraniyeden çıkıp Hz üstazı ziyaret etmemiz lazım O zaman benim iş hallolur.
-Tamam kolaymış
- Sakın unutma tamammı? Arabanın içinde sana tekrar söylemem ayıp olur.
- Tamam tamam merak etme dedi
neyse ÅŸimdilik meseleyi halletmiÅŸtik etmesinede saatler sonra İstanbula vardığımızda, baktım birer birer viyadükleri geçiyoruz Dedim herhalde kaptan çıkacağı yeri biliyordur. Nasıl olsa durumdan haberdar. Ama bir baktımki, fatih köprüsünün üzerindeyiz hızla ilerliyoruz. Dedimki yahu kaptan bizim bir meselemizmi vardı? Fakat kaptan okadar daldırmışki hatırlatmama raÄŸmen bizim meseleyi hatırlamıyordu. Yıl zannederim 2003 ramazanı orucuzda biyandan… Neyse, vardır bir hikmet dedik sabrettik derken, bilenler bilirler İSMAİLAÄžA CAMİ ine vardık. ikindi nmazı yakın, EZAN okunmaya baÅŸlandı….
Biz Kırıkkale ekibi olarak üst kata çıktık. Bir yer bulduk. Bu arada bizden önce MAHMUT EFENDİ gelmiÅŸ, ön safta yerini almıştı. O ortamı bilenler bilir çok deÄŸiÅŸik bir ortam İsmailaÄŸa caminin içi papatya bahçesini andırıyordu. Derken elhamdülillah ikindi namazını bitirdik. Camünin üst katını bilen arkadaÅŸlarmız vardır MAHMUT EFENDİNİN sürekli getirilip götürüldüğü bir bir buçuk metre eninde bir yol mevcuttur.namazdan sonra bizim kaptana dedimki: ‘GardaÅŸ bu yolu n bir tarafına sen geç bir tarafına ben, cemmati kastederek, bu muhteremler zaten hergün görüyorlar, şöyle yakından bir MAHMUT EFENDİYİ görelim’ dedim. Yolun iki tarafına dikildik. Kararlıydık hani ne pahasına olursa olsun MAHMUT EFENDİYİ görecektik. Nihayet MAHMUT EFENDİYİ istirahathanelerini götürmek için hareket baÅŸladı. Onlarca kiÅŸi arkasında onlarca kiÅŸi sağında ve solunda. Bize doÄŸru ilerlerken görevli bazı aÄŸabeylerimiz çekilin diye etrafı itip uyarıyorlar. Bu arada Kırıkkalede bizim arkadaÅŸlardan Mustafa aÄŸabey diye biri yıllar önce şöyle bir sohbette bulunmuÅŸtu: ‘Manevi büyüklerle karşılaÅŸtığımızda kalbimizden selam vermeliyiz dilimizle deÄŸil demiÅŸti.’ O anda aklıma MAHMUT EFENDİYE kalbimden selam vermek geldi. Ortalıksessiz sayılırdı herkes bakıyor ama ses çıkarmıyordu. Kalbimden ‘Êsselamüaleyküm Hocam! dedim ve herkesin ÅŸaşıracağı bir olay oldu zahiri olarak hiçkimse selam vermediÄŸi halde MAHMUT EFENDİ elini göğsünü doÄŸru götürerek herkesin duyacağı bir ÅŸekilde ‘Vealeykümselam’ dedi. Herkes ÅŸaşırmıştı ve birden onlarca kiÅŸi selamün aleyküm hocam demiye baÅŸladılar. Ama hoca efendi hiçbirine karşılık vermedi. Zannediyorum bizim kalpten verdiÄŸimiz selamı açıktan aldı, öbür arkadaÅŸların açıktan verdiÄŸi selamı kalpten aldı. Evet MAHMUT EFENDİNİN böyle bir kerametine ÅŸahit olmuÅŸ oldum.
Aylardan ramazan demiştik akşamda yaklaşmıştı. Bİrden camide olağanüstü hareketlilik başladı. Çok kısa sürede masalar kuruldu, sofralar açıldı. Bütün halka açık olmak üzere yemekler dağıtılmaya başlandı. Böylece değişik ve güzel bir ortamda iftarımızı açmak nasip oldu.
İlginç bir halde ÅŸuydu benim gibi birkaç arkadaşımız istanbula gelirken nasıl bir ortamla karşılaÅŸacağımızı tam tahmin edemediÄŸimizden sinek kaydı tıraÅŸ olmuÅŸtuk. İsmailaÄŸaya geldik ki herkes sünneti Rasulullah sahibiydi. Yani sakallılar. o ortamda kendimizi ister istemez bir tuhaf hissettik. tabiki eksiklik bizdeydi….
Tabi uzun yoldan gelmiÅŸtik yorgunduk. Caminin hemen yanında bulunan erkek talebe yurduna gittik Allah razı olsun görevli hocalar bizleri çok hoÅŸ bir ÅŸekilde karşıladılar. Fazla teferruata girmeden dikkatimi çeken bazı güzelliklerden bahsetmek istiyorum. Bir defa çok candan samimi bir ortam var. Talebeler cana yakın insanlar. Halleri çok güzel. Bina zannediyorum 6-7 katlı derken 3. 4. kat mı tam hatırlamıyorum dinlenmeye çekildik. Ne kadar saat geçmiÅŸ bilmiyorum bide baktık kiöğrenciler bizi namaza çağırıyorlar saatime bir baktım gece tam üç. Yani bu yurtta HARİKA bir hal olarak her gece teheccüte kalkarlarmış. İşin doÄŸrusu biz öyle her gece kalkmaya alışkın deÄŸiliz. ALLAH razı olsun bizimde teheccüt kılmamıza sebep oldular. Teheccüt ten sonra şöyle bir bakayım dedim. DolaÅŸmaya baÅŸladım Aman ALLAH ım ne göreyim harika bir manzara, sanki baÅŸka bir alemdeyim öğrencilerin bir çoÄŸu secdedeler hemde dakikalarca tahminim ortalama 20 ÅŸer dakika secdede kalıp RAB leriyle dertleÅŸiyorlar…. Sonra, kendi kendime dedim bu kardeÅŸlerim nasıl bir eÄŸitim alıyorlar şöyle bir bakayım. İnanın hocaların odaları dahil hemen hemen her tarafa girip çıkıyorum hiçbir ALLAH ın kulu demiyorki, yahu kardeÅŸ sen kimsin, ne yapıyorsun? diyen yok.Hani dışardan MAHMUT EFENDİNİN cemaati aşırı disiplinli görünür. Ama bilemiyorum bizemi öyle davrandılar, herkesemi öyleler… Ortama bakılırsa herkese öyleler gibi. Hasılı bakmadığım kütüphane kalmadı. Baktığım istisnasız bütün eserler, benim kaldığım, bizim yurtlarımızda okutulan eserlerin aynısı, yani hepside şüphesiz EHLİ SÜNNET e uygun eserler.
Gündüz boyunca İstanbulun ziyaret yerlerini gezmek nasip oldu. İkindi vakti tekrar İSMAİLAÄžA CAMİ ine geldik namazdan sonra dedilerki Efendi Hz ÅŸehir dışından gelenleri kabul edecek. sıra bize geldiÄŸinde içeri girip MAHMUT EFENDİNİN elini öptük yanındakı abey “Efendim bu kardeÅŸlerimiz KIRIKKALE den gelmiÅŸler sizden dua istiyorlar” dedi oda “ALLAH onlardan razı olsun. ALLAH dileklerini kabul etsin. ALLAH ziyaretlerini makbul kılsın” diye dua ettiler. ALLAH onlardan razı olsun. Dualarını eksik etmesinler. Åžahsen ben, baÅŸta Rasulümüz olmak üzere, Üstazımızın ve onun gibi sayısız ALLAH dostlarının DUA ları sayesinde, Hz ALLAH ın ihsanıyla ayakta durduÄŸumuza inanıyorum, Onun için gezdiÄŸim yerlerdeki rastladığım ALLAH dostlarını mümkün mertebe ziyaret etmeye çalışıyorum.
Efendim, akıllara şöyle bir soru gelebilir. Bu insanların hiçmi eksik yanları yok? Efendim, elbette var. Çünkü hatasız kul olmaz. Dikensiz gül olmaz Bizler gülleri dikeniyle birlikte severiz. Cemaatlerde insanlardan meydana geldiğine göre, elbette cemaatlerinde eksikleri, büyük ve küçük yanlışiları olacaktır. Ben acizane yanlışsız bir cemaatin olduğuna inanmıyorum. Yeterki KÜFRÜ gerektiren haller olmasın.
Sonuç olarak MAHMUT EFENDİ HAZRETLERİNİN meydana gelmesine sebep olduğu bu güzide cemaat hakikaten HOŞ BİR CEMAATTİR ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN
ALLAH A EMANET OLUN
Bismillahirrahmanirrahim
ALLAH’A ULAÅžMAYI DİLEMEK
Bu doğrumu?-Doğru , Ancak Kuran-ı Kerim 1400 sene evvel Peygamber (S.A.V) Efendimiz ve Ona tabi olanlar yani Sahabe Kuran- Kerimi biliyorlardı ve hayatlarına tatbik ediyorlardı.
Onların zamanında ne fıkıh ne hadis ne icmai ümmet nede itikat imamlarının koyduğu akaid vardı.Ve onlar Kuranda beyan edildiği gibi İslamı yaşadılar.
1- Bütün sahabe Allah’a UlaÅŸmayı dilediler.
39 / ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buÅŸrâ, fe beÅŸÅŸir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin ÅŸeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaÅŸmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
2- Kainatın en büyük Mürşidine tabi oldular.Hepsi Felaha erdiler.
7 / A’RAF - 157
Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma’ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan ÅŸeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis ÅŸeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda baÄŸlayan baÄŸ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O’na îmân ettiler ve O’na saygı gösterdiler ve O’na yardım ettiler ve O’nunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân-ı Kerim’e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâh a (kurtuluÅŸa, cennet mutluluÄŸuna ve dünya mutluluÄŸuna) erenlerdir.
3- Hepsi Peygamber(S.A.V) Efendimize tabi olup hidayete erdiler.
Ruhları Allah’a ulaÅŸtı.Galu Bela günü verdikleri sözü(MİSAK’ı) yerine getirdiler
13 / RAD - 20
Ellezîne yûfûne bi ahd illâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahd ini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misak lerini (diÄŸer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misak lerini) bozmazlar.
13 / RAD - 21
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaÅŸtırılmasını emrettiÄŸi ÅŸeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaÅŸtırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
7 / A’RAF - 158
Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah’ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O’nundur. O’ndan baÅŸka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaÅŸatır) ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah’a ve O’nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O’na tâbî olun ki; böylece siz, hidayet e eresiniz.”
39 / ZUMER - 18
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü iÅŸitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayet e erdirdikleridir. Ve iÅŸte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
4- Hepsi Peygamber(S.A.V) Efendimize tabi olup Fizik vücutlarınıda Allah’a teslim ettiler.
3 / AL-İ İMRAN - 20
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
EÄŸer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÃŽ’lere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” EÄŸer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayet e ermiÅŸlerdir. EÄŸer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliÄŸdir. Allah kullarını BASÃŽR’dir (görendir).
5- Hepsi nefslerinide tavsiye edip Allah’a teslim ettiler.
2 / BAKARA - 136
Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrâhîm’e İsmail’e, İshak’a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa’ya verilenlere ve (diÄŸer) nebîlere, Rab’leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O’na teslim olanlarız.”
6- Hepsi İrşada ulaşıp Muhlislerden oldular.
49 / HUCURAT - 7
Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah’ın Resûlü olduÄŸunu biliniz. EÄŸer iÅŸlerin çoÄŸunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fısk ı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irÅŸad olanlardır.
2 / BAKARA - 139
Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”
7-1 )Hepsi Hakka Tukatihi Takvaya ulaştılar.
3 / AL-İ İMRAN - 102
Yâ eyyuhellezîne âmenû ttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allah’a karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allah’a teslim olun.
7-2) Hepsi iradelerinide Allah’a teslim edip İrÅŸada Memur ve Mezun kılındılar.
9 / TEVBE - 100
Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah’a teslim ederek irÅŸada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irÅŸad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Sahabe bu Makamlara nerden geldiler..İlk olarak ALLAH’A ULAÅžMAYI DİLEYEREK
Geldiler. Allah’a ulaÅŸmayı dilemeden Peygamber (S.A.V) Efendimize tabi olanlar hiçbir ÅŸey
Elde edemediler. Çünkü ihsan alamadılar.
49 / HUCURAT - 14
Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’ mâlik um ÅŸey’â(ÅŸey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaÅŸmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eÄŸer Allah’a ve O’nun Resûlü’ne itaat ederseniz (Allah’a ulaÅŸmayı dilerseniz), amellerinizden bir ÅŸey eksiltmez. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.”
Sahabeye tevbe suresi 100. Ayetine baktığımız zaman,İHSANLA TABİ OLDUKLARINI
görüyoruz.İhsanlar Allah’a ulaÅŸmayı dilediÄŸimiz zaman ALLAH’IN HEDİYELERİ OLAN 12 İHSANDIR.
Ayrıca Kuran-ı Kerimde geçen
Eski Velilerde söylemişlerdir.
Hadislerdede Allah’a ulaÅŸma kavramı geçmiÅŸtir.Ancak iblis Onların üzerini küllemeyi baÅŸarmış.
Kuranın dışındaki gerçekleri ya toptan kaldırmış yada metinleri doÄŸru bırakmış meallerini deÄŸiÅŸtirtmiÅŸ Kuran’ın da Aslına dokunamayacağı cihetle MEAL VE TEFSİRİNDE deÄŸiÅŸiklik yaptırmıştır.
MİSAL OLARAK
1-)İCTİBA YOLU: Allah’u Tealaya ULAÅžMAK için Peygamberlerin,ÅžeçilmiÅŸ evliyanın yoludur. Mürid deÄŸil MURADLAR ve MAHBUPLAR yoludur. İctiba yolunda RİYAZATLAR O’na(Allah’a) kavuÅŸmak nimetine şükretmek içindir.
İMAM-I RABBANİ Türkiye Gazatesi Dini Terimler sözlüğü.
2-)ESKİ VELİLERDEN : Abdulkadir GEYLANİ Hz.>
Kaynak: İslami ilimler ansiklobedisi-Diyanet işleri başkanlığı.
2-HADİSLER:
A- CİBRİL HADİSİ - Cebrail (a.s) Peygamber (S.a.v) efendimize iman nedir diye soruyor PeygamberS.a.v) efendimiz, iman odurki; Allaha ,Meleklerine,O’na Mülaki
Olmaya (yani dünya hayatını yaşarken Ruhunu Allaha ulaştırmaya-ölünce herkesin ruhu ulaşacak), Resullerine ve Öldükten sonra dirilmeye inanmaktır.
SAHİHİ BUHARİ-1 CİLT 58.SAYFA 47. HADİS
Metin aynen duruyor.(LİKAİHİ) fakat meal olarak mülaki fiilini yani Allaha ulaşma fiilini
Öldükten sonra Allahı görmek olarak almışlar.
B-Kim Allah’a ulaÅŸmayı(Mülaki olmayı) muhabbetle arzu ederse ,Allah’ta onu muhabbetle
Kendisine ulaştırır(Mülaki kılar.) Kimde ulaşmayı kerih görürse(Ulaşmayı arzu etmezse )
Allah ‘ta onu kendisine ulaÅŸtırmaz.(Kerih Görür)
SAHİHİ BUHARİ -12.CİLT 2043 NOLU HADİS
3-KURAN-I KERİM MEALİ; Yunus suresi 7. ayetinin mealinide olarak meallendirmişler.Mülaki fiili Karşılaşmak değil Ulaşmaktır,Kavuşmaktır ve bu dünya hayatını yaşarken ulaşmaktır.Kuran-ı Kerimde Allah(cc) hep bunu buyuruyor. Ve kişinin kendi serbest iradesiyle oluşan bir fiildir.
AYETİN ASIL MANASI ŞÖYLEDİR.
Lugatlarda LikaAllah: Allaha kavuşmak olarak açıklanır işte örnekleri
10 / YUNUS - 7
İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaÅŸmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaÅŸtırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuÅŸlardır ve onunla doyuma ulaÅŸmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10 / YUNUS - 8
Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
29 / ANKEBUT - 5
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaÅŸmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiÄŸi zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaÅŸacaktır). Ve O; en iyi iÅŸiten en iyi bilendir.
Her iki ayettede arzu etmek yani sadece DİLEMEK var daha sonrası yok bir DİLEK kişiyi
Ateşten kurtarıyor.gerisini Allah tamamlıyor çünkü Onun sözü var.
ÅžURA 13;
Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
Allah, dilediÄŸini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaÅŸtırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaÅŸtırır).
RAD-27
Kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Muhakkak ki Allah, dilediÄŸi kimseyi dalâlet te bırakır ve O’na yönelen(UlaÅŸmayı dileyen) kimseyi Kendine ulaÅŸtırır ( hidayet e erdirir).”
İşte ALLAH bu iki ayette verdiği sözü yerine getirecektir.
Sizde diyeceksinizki Mülaki olmak ulaşmaktır ENAB- MÜNİB temi ulaşmak
Ulaşmayı dilemek? Biz namazlarımızda Allahın evine Kabeye yönelmiyormuyuz.Bu dilemek değilmidir?
Hayır o otarafa doğrulmaktır. Yani Kıble etmek veya Arapça adıyla
dır. Münib olmak ise Allah a ulaşmak için niyettir.
Bir yere gitmek için niyetiniz ne ise o dur.
Namazda Duada bir hareket yok sadece Tevella O’na karşı durma
Tavır alma durumundasınız.
Mülaki,Münib,rucu fiillerinde O’na hareket etmek üzere(ruhunuzu Allaha
Ulaştırmak üzere ) harekete geçiyorsunuz.
Ayrıca Mülaki fiilinin bu dünya hayatında ve serbest iradeyle olacağına dair
Aşağıdaki ayetler size ışık tutacaktır.
18 / KEHF - 110
Kul innemâ ene beÅŸerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuÅŸrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beÅŸerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduÄŸu vahyolunuyor . O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaÅŸmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine baÅŸka birini (bir ÅŸeyi) ortak koÅŸmasın.”
Mülaki olmak eğer kıyametten sonra Allah(c.c) ile karşılaşmak olsaydı.
1- Arzu etmek olmazdı.,kim ölümü arzu eder.Bir an arzu ettiÄŸimizi düşünelim Allah’ın bunu yerine getireceÄŸinimi zannediyorsunuz Hayır.
Çünkü ;
3 / AL-İ İMRAN - 145
Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).
Ve Allah’ın izni olmadan, hiç kimse için ölmek yoktur. (Ölüm), süresi tayin edilmiÅŸ bir yazıdır. Kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. (Şükredenleri) ÅžAKİR’leri yakında mükâfatlandıracağız.
2-Salih amel şartı olmazdı. O zaman Salih amel işlemeyenler,şirk
Koşanlar ölmüyecektir veya Allah(c.c) ile karşılaşmayacaklardır.toprak
Olup yok olacaklardır.
Peki kiÅŸi Hayattayken Allah’a ulaÅŸmayı dilemezse ne olur? Kendine yazık eder piÅŸman olur ama son piÅŸmanlık fayda vermez. Yükleriyle
(Günahlarıyla) beraber olur.
6 / EN’AM - 31
Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
Allah’a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaÅŸarken ruhunu Allah’a ulaÅŸtırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince, sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiÄŸimiz ÅŸeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri ÅŸey ne kötü, (öyle) deÄŸil mi?
10 / YUNUS - 45
Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten baÅŸka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haÅŸredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaÅŸmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayet e eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaÅŸtıramadılar).
Demek ki Dilemek var,Farz ve herkes bu görevi yerine getirebilecek özelliktedir. O zaman kişi ne yapacak
1-Allah ‘a(c.c) UlaÅŸmanın VAR olduÄŸuna
2-Farz olduÄŸuna
3-Kendisininde bu özelliğe sahip olduğuna kalben inanacak.
Ve Allah’a (c.c)
selamün aleyküm kardeşler bende size katıldım daha cok yeniyim eminim öğreneceğim cok şey var sizden şimdiden allah razı olsun hepinizden
Vesvese hakikatte olmayan bir şeyi olacakmış gibi tasavvur etmek
Etiketler: vesvese